28 Şubatın Hayaleti Ve Adaletin Büyük Çöküşü
Türkiye’nin yakın tarihi karanlık gölgelerle dolu bir labirentken, yirmi sekiz şubat süreci bu dehlizin en ürkütücü köşesidir. Ancak asıl mesele geçmişin acımasızlığı değil, bugün o acıların nasıl sinsi bir manipülasyon aracı haline getirildiğidir. Muhafazakar kesimlerin birbirine yönelttiği ağır ithamlar, derin bir hesaplaşmanın fitilini ateşliyor.
Mağduriyetin Perde Arkasında İktidar İhaneti
Gerçek mağdurlar o günlerin karanlığında ezilirken, bugün o acılar iktidar eliyle birer siyasi enstrüman gibi kullanılıyor. Makam ve mevki hırsıyla gözü dönenler, geçmişin gözyaşlarını kendi yükselişleri için basamak yapıyorlar. Bin yıl sürecek denilen o üst akıl, bugün yeni nesil metotlarla iş başında mı? Bu soru zihinleri kemiriyor.
Abdurahim Karslı’nın dile getirdiği gibi, dün başörtüsü engelleyenlere kızanlar, bugün insanları hapse atarak hayatları karartıyorlar. Kendi çocuklarının dinden nefret ettiğini gören eski mağdurlar, bugün geçmişin acımasızlığını aratmayan bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Anayasaya aykırı kanun hükmünde kararnamelerle namuslu vatandaşların hayatı söndürülürken, adalet sadece bir slogandan ibaret kalıyor.
Medyanın Çifte Standardı Ve Yeni Cellatlar
Bir zamanlar mazlumların sesi olan medya organları, bugün ne yazık ki adaletsizliğin cellatlığına soyunmuş durumdalar. Dün zulme karşı duranlar, bugün dindarları bile kamplara bölerek birbirine düşman ediyorlar. İnsaf ve merhamet rafa kaldırılmış, yerini statükoculuğun kör ettiği bir vicdansızlık almıştır. Bu tablo, karanlık odakları sevindiriyor.
Akit gazetesi ve benzeri yapılar, geçmişteki cesur duruşlarını iktidar hırsına feda ederek güvenilirliğini yitirmiştir. Adaletsizliğe karşı durmak yerine, gücün yanında saf tutarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyorlar. Dindarların birbirine düşman edilmesi, yirmi sekiz şubatın kripto ayaklarını ve hain yapıları besleyen en büyük kaynaktır. Vicdanlar kararmış, kalemler ise sadece güce hizmet eder hale gelmiştir.
Dini Değerlerin Erozyonu Ve Maskelerin Düşüşü
Sözde İslami camianın yaşadığı derin erozyon, dini değerlerin nasıl içten içe çürütüldüğünü gözler önüne seriyor. Ateist ve deist sayısındaki patlama, dindarlara olan güvenin sarsılması bu çöküşün en somut kanıtıdır. Artık kimse yirmi sekiz şubat mağduriyetleri masalına inanmıyor. Başörtüsü takmaktan vazgeçenlerin artması, bu söylemin inandırıcılığını tamamen bitirmiştir.
Mağduriyet maskesi düşerken, geride kalan sadece ahlaki bir yıkımdır. Dini kavramların siyasi çıkarlar için bu denli hoyratça kullanılması, toplumsal bir cinayettir. Genç nesillerin inançtan uzaklaşması, ülkenin geleceğine vurulan en ağır darbedir. Bu durum sadece siyasi bir eleştiri değil, milli bir felaketin habercisidir. Toplum, kendisine sunulan bu sahte dindarlık modelini reddediyor.
Adaletsizliğin Bedeli Ve Ülkenin Çöküşü
Bir ülkede adaletin bitirilmesi, her türlü statükonun devamı için atılan en tehlikeli ve sinsi adımdır. Adalet ayaklar altına alındığında ekonomi de dahil olmak üzere her şey son bulur. Memleketimiz bugün geri dönülmez bir çöküşün eşiğinde kıvranmaktadır. Yirmi sekiz şubatı lanetlerken, o günlerin piyonu olmaktan kaçınmak bugün her zamankinden daha elzemdir.
Geçmişle yüzleşmek yerine, geçmişin yöntemlerini bugüne taşımak büyük bir ihanettir. Türkiye, karanlık oyunların ve adaletsizliğin bedelini çok ağır ödemektedir. Toplumun her kesiminde hissedilen bu çöküş, sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir yıkımdır. Adaletin olmadığı bir toprakta, huzur ve refah sadece birer hayalden ibaret kalacaktır. Bu gidişat durdurulmalıdır.
Son Perde Ve Büyük Hesaplaşma Vakti
Sistemin tüm çarkları halkı öğütmek üzere kurulmuş bir değirmen gibi dönmeye devam ediyor. Artık boş vaatlere ve mağduriyet edebiyatına karnımız tok. Gerçek bir reform, sadece rakamlarla değil, insanın onurunu ve adaletini koruyan adımlarla mümkündür. Kimlerin neden sustuğunu ve bu soygundan kimlerin pay aldığını artık herkes biliyor.
YORUMCALAR
