Covid Pandemisinde Bize Söylenen 17 Yalan

Covid Yalanları: Küresel Bir Aldatmacanın Anatomisi

Üç yılı aşkın süredir dünya, sözde Covid virüsünün gölgesinde, çelişkili anlatıların kasırgasına kapılmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü ve hükümetlerin resmi söylemleri, tıbbi muhalifleri “yanlış bilgi yayanlar” olarak damgalarken, diğer yanda “plandemi” endişeleri yükseliyor. Federal sağlık yetkililerinin ve ana akım medyanın sunduğu bilgilerin büyük bir kısmının hatalı olduğu artık ayan beyan ortada. Bu, sağlam bilimden ziyade, spontane inançlara dayalı bir halk sağlığı stratejisinin acımasız bir sonucudur.

Karantina Ve Sosyal Mesafe: Panik Önlemlerinin Yıkımı

Federal sağlık kurumlarının ülke çapında uyguladığı sokağa çıkma yasakları ve sosyal mesafe önlemleri, bilimsel kanıttan yoksun, büyük bir politika felaketiydi. Karantinanın ekonomik etkisi yıkıcı oldu; küçük işletmeler kapandı, işsizlik tavan yaptı. Ruhsal ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ise cabası. İngiltere’den Mark Woolhouse gibi uzmanlar, karantinaları “panik önlemi” olarak nitelendirirken, Covid-19 virüsünden daha fazla zarar vereceğini öngördüler.

Bilimsel Temelsizliğin Kökeni: Bir Lise Projesi

Sosyal mesafenin ardındaki “bilim”, 2006 yılında bir lise öğrencisinin bilim fuarı projesinden çıktı. Bu proje, babasının devlet bağlantıları sayesinde ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na ulaştı ve 2007’de CDC tarafından politika olarak benimsendi. Ancak, bir pandemi sırasında tecrit veya sosyal mesafenin gerçekçi bir etkisi olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yok. Lund Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi’nden yapılan araştırmalar, kısıtlayıcı tedbirlerin fayda sağlamadığını gösterdi.

Okulların Kapatılması: Çocukların Geleceğine Darbe

Okulların kapatılması kararı, bilimsel kanıtlara değil, erken korkulara dayanıyordu. İsveç gibi ülkeler okulları kapatmadı ve çocuklarda Covid-19 enfeksiyonlarında önemli bir artış yaşamadı. Kanada’daki araştırmalar da çocukların virüsü bulaştırma riskinin düşük olduğunu gösterdi. Çocukların mRNA aşılarıyla aşılanmasını destekleyen kanıta dayalı veri bulunmuyor. Gençler arasındaki ölüm oranı, rutin çocukluk aşılarından ölen çocuk sayısından bile düşüktü.

Yüz Maskeleri: Etkisiz Bir Koruma Kalkanı

Dr. Anthony Fauci’nin maske konusundaki çelişkili açıklamaları, pandeminin ilk aşamalarındaki kafa karışıklığının bir örneğiydi. Başlangıçta maskelerin etkisiz olduğunu söyleyen Fauci, daha sonra evrensel maske takılmasını savundu. Ancak, maskelerin virüs yayılımını önlemede etkili olmadığını gösteren 170’in üzerinde hakemli araştırma var. Uzun süre maske takmak, CO2 seviyelerini artırabilir, beyin oksijenlenmesini etkileyebilir ve kanser riskini artırabilir.

SARS-CoV-2: Herkes İçin Bir Tehdit Mi?

SARS-CoV-2 virüsünün küresel bir sağlık riski olduğu vurgulansa da, sağlık yetkilileri %99’luk bir hayatta kalma oranını kabul etti. 70 yaşın altındaki bireyler için ortalama ölüm oranı %0,07 olarak hesaplandı. Covid’e bağlı ölümlerin çoğu, önceden ciddi sağlık sorunları olan yaşlı bireyler arasındaydı. İtalya’daki bir araştırma, Covid ölümlerinin %99’undan fazlasının en az bir komorbiditesi olduğunu ortaya koydu.

PCR Testi: Güvenilmez Bir Teşhis Aracı

PCR testi, SARS-CoV-2 enfeksiyonlarını doğrulamak için “altın standart” olarak kabul edilse de, aslında bir teşhis aracı olarak tasarlanmamıştı. PCR’ı icat eden Kary Mullis, testin bir kişinin hasta olup olmadığını göstermediğini belirtmişti. Yüksek döngü eşikleriyle yapılan PCR testleri, çok sayıda yanlış pozitif sonuca neden oldu. CDC bile PCR testinin grip ve Covid-19 virüsü arasında ayrım yapamadığını kabul etti.

Etkili İlaçların Reddi: Aşı Lobisinin Zaferi

Covid-19 enfeksiyonlarını tedavi etmek için etkili bir ilaç veya terapinin bulunmadığı iddia edilirken, diğer ülkeler mevcut ilaçlar ve besinler üzerinde kapsamlı araştırmalar yürüttü. Çin, C vitamini ve hidroksiklorokin gibi ilaçları başarıyla kullandı. Ancak federal sağlık kurumları, mevcut ilaçların yeniden kullanımını kabul etmedi. Bunun tek nedeni, FDA’nın ilaç şirketlerinin mRNA aşıları için Acil Kullanım İzni veremeyecek olmasıydı.

Karantina Ve Havalandırma: Ölümcül Tedaviler

Covid-19 aşılarının gelmesinden önce, federal sağlık yetkilileri sadece iki tedavi seçeneği öneriyordu: karantina ve havalandırma. Ancak, havalandırma uygulanan hastaların %40-50’sinin öldüğü tahmin ediliyor. Hidroksiklorokin ve ivermektin gibi yeniden tasarlanmış ilaçların yüksek başarı oranına rağmen, hükümet hayat kurtarmak için hiçbir adım atmadı. Uzun süreli ventilasyonun ciddi yan etkileri de cabası.

Hidroksiklorokin: Kasıtlı Bir Yanlışlık

Federal sağlık kurumlarının hidroksiklorokin’i (HCQ) önermeyi reddetmesi, kasıtlı bir yanlışlık olarak açıklanabilir. Çin, HCQ’yu Covid-19 tedavisinde başarıyla kullandı. Dr. Vladimir Zelenko gibi doktorlar, HCQ, azitromisin ve çinko kombinasyonuyla hastaları etkili bir şekilde tedavi etti. HCQ’nun ölüm oranını %72 oranında azalttığı tespit edildi. Ancak, aşı lobisi bu gerçeği görmezden geldi.

İvermektin: Yanlış Bilgilerle Karartılan Umut

İvermektin, Covid-19 aşıları için ikinci bir tehdit oluşturuyordu. Anti-parazitik bir ilaç olmasına rağmen, çeşitli RNA virüslerine karşı antiviral özelliklere sahip olduğu bulundu. Ancak, Anthony Fauci liderliğindeki bir hükümet halkla ilişkiler kampanyası, ilacın sadece veterinerlikte kullanıldığına dair yanlış bilgiler yaydı. İvermektin, SARS-2 enfeksiyonunun tüm aşamalarının tedavisinde önemli bir başarı gösterdi.

Remdesivir: Etkisiz Ve Tehlikeli Bir Seçim

Hidroksiklorokin ve ivermektinin başarılı profillerine rağmen, federal kurumlar remdesivir’i tercih etti. Ancak, remdesivir’in etkinliği endişe vericiydi. Virüsü temizleme kabiliyeti sadece %10’du ve ölüm oranını sadece %11 oranında azaltıyordu. Ayrıca, remdesivir ve akut böbrek hasarı riski arasında önemli bir bağlantı vardı. Bu, aşı lobisinin çıkarlarını korumak için yapılan bir başka hamleydi.

Covid-19 Aşıları: %95 Etkililik Yalanı

Pfizer ve Moderna, aşılarının %95 etkili olduğunu iddia ettiğinde, aşıların hızla piyasaya sürülmesine izin verildi. Ancak, bu duyuru sadece basın açıklamalarına dayanıyordu. Denemelerden elde edilen veriler, aşıların etkinliğinin zamanla azaldığını ve sadece en fazla 5 ay etkili kaldığını gösterdi. Pfizer CEO’su bile iki aşının sınırlı koruma sağladığını veya hiç koruma sağlamadığını kabul etti.

Aşılar: Enfeksiyon Ve Bulaşmaya Karşı Koruma Yalanı

Aşı kampanyaları sırasında, aşılanmış bireylerin enfeksiyondan korunacağı ve virüsü bulaştırmayacağı vurgulandı. Ancak, bu mesajın tıp camiası tarafından oybirliğiyle desteklenmediği ortaya çıktı. CDC direktörü bile aşıların artık bulaşmayı tam olarak önleyemediğini itiraf etti. Tamamen aşılanmış bireyler arasında artan salgın sayıları, bu iddiaların yanlış olduğunu kanıtladı.

Doğal Bağışıklık: Yetersiz Olduğu Yalanı

Covid-19 aşısının resmi söylemini destekleyenler, doğal bağışıklığın yetersiz olduğunu savundu. Ancak, doğal bağışıklığın aslında diğer RNA virüsleri için aşı bağışıklığından daha etkili olduğuna dair kanıtlar var. Bir milyondan fazla bireyin incelendiği bir çalışma, doğal bağışıklığın aşıya kıyasla daha uzun süreli koruma sağladığını ortaya koydu.

Aşı Güvenliği Ve Miyokardit: Gizlenen Gerçekler

CDC ve ana akım medyanın Covid-19 aşılarının güvenliğine ilişkin iddiaları, destekleyici kanıtlardan yoksundu. Tıbbi literatür, 118 farklı tıbbi durumu içeren aşı yaralanmalarını belgeleyen 1.000’den fazla çalışmayı kapsıyor. Miyokardit, en sık bildirilen advers olaydı. Aşı kaynaklı ölümlerin çoğu, kalp kası iltihabına neden olan miyokarditten kaynaklanıyordu.

mRNA’nın Lokalize Kalması Yalanı

mRNA Covid-19 aşılarını uygulayan sağlık yetkilileri, mRNA’nın sadece enjekte edildiği kasta lokalize kaldığını garanti etti. Ancak, Pfizer’in kendi çalışmaları, mRNA nanopartiküllerinin karaciğer, adrenal bezler, dalak ve yumurtalıklar da dahil olmak üzere üreme organlarına dağıldığını ortaya koydu. Bu, aşıların vücutta beklenenden çok daha geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.

Hamile Kadınlara Aşı Önerisi: Bilimsel Temelsiz Bir Risk

Hamile kadınlara uygulanan COVID-19 aşılarının hem anneyi hem de fetüsü enfeksiyondan koruyabileceği iddiasını destekleyen sağlam bir kanıt bulunmuyor. VAERS veri tabanı, gebelikle ilgili en sık bildirilen advers olayın spontan düşükler olduğunu gösteriyor. Pfizer’in hamile sıçanlar üzerinde yaptığı bir çalışma, aşılamadan sonra gebelik kaybı oranının iki katına çıktığını ortaya koydu.

Tıp Uzmanlarının Sansürü: Gerçeğin Susturulması

Hükümetin pandemiye ilişkin resmi söylemini sorgulayan tıp profesyonelleri, “infodemi” olarak damgalandı ve sansürlendi. Dünya Ekonomik Forumu, yanlış bilgilendirmeyi küresel bir kriz olarak tanımladı ve Google, Facebook ve Twitter gibi sosyal medya şirketleriyle işbirliği yaparak aşı karşıtı sesleri bastırdı. Bu, farklı görüşleri dile getiren tıp uzmanlarını susturmak için kasıtlı bir çabaydı.

YORUMCALAR