Armageddon İçin Hayali Reçeteler

Küresel Çatışmanın Kanlı Reçetesi Büyük İsrail

Ortadoğu’nun kadim toprakları, küresel güçlerin bitmek bilmeyen hırsları ve Armageddon senaryolarıyla yeniden dizayn ediliyor. Büyük İsrail hayali, sadece hayali bir reçete değil, bölgeyi ateşe atacak kanlı bir gerçeğe dönüşmek üzere hızla ilerliyor. Bu sarsıcı gelişmeler, coğrafyamızın geleceğini ve milli güvenliğimizi doğrudan tehdit eden karanlık bir dönemi müjdeliyor.

Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, rejim değişikliklerini meşrulaştıracak yeni bir Pearl Harbor arayışıyla 1996 yılında temellerini attı. Likud fanatiklerinin iktidara gelmesiyle şekillenen bu strateji, Washington ve Tel Aviv hattında yirmi yıllık hedefleri netleştirdi. Bölgeyi güvence altına alma bahanesiyle sunulan raporlar, aslında büyük bir yıkımın yol haritasını çiziyordu.

Temiz Kopuş Ve Yedi Ülkelik İşgal Planı

Temiz Kopuş raporu, iki devletli çözümü baltalayarak Filistin topraklarına yönelik saldırıları meşrulaştıran bir doktrin olarak karşımıza çıktı. Irak, Suriye, Lübnan ve İran gibi ülkeleri hedef alan bu program, yedi ülkeyi kapsayan geniş bir işgal dalgasını öngörüyordu. Bu, Theodor Herzl’in düşlediği hedeflere ulaşmak için hazırlanan emperyalist bir yıkım reçetesidir.

General Wesley Clark’ın ifşaatları, 11 Eylül sonrası bölgenin nasıl bir kaos sarmalına itilmek istendiğini açıkça kanıtladı. Kaostan düzen çıkarma iddiasındaki bu odaklar, aslında Avrasya koridorlarını baltalayarak Batı hegemonyasını korumayı amaçlıyor. Rusya ve Çin’in kalkınma hamlelerini durdurmak için Ortadoğu, küresel bir satranç tahtası gibi acımasızca kullanılıyor.

Avrasya Koridorları Ve Jeopolitik Fanteziler

Netanyahu yönetimi, bölgesel bir savaşı kışkırtarak Kuşak ve Yol Girişimi gibi devasa projeleri sabote etmeyi hedefliyor. Batılı emperyalistler için varoluşsal bir tehdit olarak görülen bu koridorlar, İsrail’in bölgesel hırslarıyla engellenmeye çalışılıyor. Ancak bu stratejik hamleler, bölge halklarının kanı üzerinden yürütülen tehlikeli bir kumarın parçası olmaktan öteye gidemiyor.

G20’de duyurulan IMEEC koridoru, Türkiye’yi baypas ederek Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan hayali bir ulaşım ağı vaat ediyor. Finansal ve mühendislik becerilerini kaybeden Batı’nın bu mega projeyi gerçekleştirmesi imkansız bir fantezidir. Bu tür jeopolitik hayaller, sadece bölgedeki gerilimi tırmandırmaya ve mevcut dengeleri altüst etmeye hizmet eden boş vaatlerdir.

Nükleer Kanallar Ve Enerji Hırsızlığı

1963’te önerilen David Ben Gurion Kanalı, Süveyş’e alternatif olarak 520 nükleer patlama içeren dehşet verici bir projeydi. Bugün Gazze’ye nükleer bomba atma tehditleri, bu kanalın inşası için korkunç bir bahane olarak yeniden gündeme taşınıyor. Mühendislik açısından imkansız görünen bu planlar, aslında bölgedeki işgal iştahını canlı tutmak için kullanılan birer maskedir.

Doğu Akdeniz’deki enerji yatakları, İsrail’in enerji merkezi olma hırsının tam merkezinde yer alıyor. 1999’da keşfedilen Gazze açıklarındaki kaynaklar, Filistin halkından çalınarak küresel piyasalara sunulmak isteniyor. Birleşmiş Milletler raporları, bu enerji hırsızlığı nedeniyle yaşanan milyarlarca dolarlık kaybı ve halkın uğradığı büyük haksızlığı tüm çıplaklığıyla belgeliyor.

Sina’ya Zorunlu Göç Ve İnsanlık Dramı

İsrail istihbaratının hazırladığı belgeler, 2,2 milyon Filistinlinin Sina Yarımadası’na zorla sürülmesini tavsiye eden bir insanlık suçu barındırıyor. Uluslararası hukuku hiçe sayan bu plan, ABD desteğiyle bölgedeki gerilimi geri dönülemez bir noktaya taşıyor. Bu zorunlu göç dayatması, sadece bir halkın yok edilmesi değil, bölge barışının tamamen katledilmesi anlamına geliyor.

Bu trajik senaryo, Ortadoğu’yu 14. yüzyılın karanlık çağlarına döndürecek kadar büyük bir felaket potansiyeli taşıyor. İnsanlık dramı üzerinden kurulan bu jeopolitik denklemler, küresel bir termonükleer çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Masum insanların hayatı, küresel güçlerin enerji ve toprak hırsları uğruna acımasızca feda edilmek isteniyor.

Türkiye’nin Direnci Ve Küresel Felaket Riski

Türkiye, bu kanlı denklemin en kritik noktasında yer alarak bölgedeki istikrarın yegane koruyucusu olmak zorundadır. Milli güvenliğimizi ve coğrafi bütünlüğümüzü hedef alan bu saldırgan politikalara karşı sert bir direnç sergilenmelidir. Aksi takdirde, bölgedeki yangın tüm dünyayı saracak ve geri dönüşü olmayan bir yıkıma yol açacaktır.

YORUMCALAR