Suriye Limanlarında Fransız İmzası Ve Stratejik İflas
Komşumuz Suriye’nin en kritik deniz ticaret kapıları Fransız şirketine devredildi. On yıldır milyarlarca dolar harcayan Türkiye ise bu devasa pastadan mahrum kaldı. Gencecik askerlerimizin canı ve sığınmacı yükü masada karşılık bulmadı. Ankara’nın yürüttüğü dış politika bu son hamleyle resmen duvara tosladı.
Fransa seksen yıl sonra ekonomik nüfuzla bölgeye geri dönmeyi başardı. Şam yönetimi geçmişteki terör skandallarına rağmen kapıları eski sömürgecisine açtı. Türkiye’nin muhaliflere verdiği destek ise Ankara’ya ağır bir fatura olarak döndü. Fedakarlıklar adeta buharlaşırken bölgesel çıkarlar tüm ilkeleri bir kenara itip süpürdü.
Ortaklık Yapısındaki Muamma Ve Gerçek Paydaşlar
Tartışılan CMA CGM şirketinin çoğunluk hissesi Lübnan kökenli Fransız aileye aittir. Türk Yıldırım Holding’in küçük payı üzerinden yapılan yerli yakıştırmaları tamamen asılsızdır. Şam yönetimi yatırım taahhüdü bahanesiyle bu Fransız devini limanların başına geçirdi. Kararın arkasında diplomatik baskıların ve girift ilişkiler ağının olduğu çok açıktır.
Ekonomik rasyonalite perdesi altında aslında çok derin siyasi hesaplaşmalar gizleniyor. Şirketin bölgesel kökleri ve Fransa’nın ağırlığı Türkiye’yi oyunun dışına itti. Ankara’nın sessizliği ise bu oldu bittiler karşısında büyük bir soru işareti yaratıyor. Stratejik körlük mü yoksa bilinçli bir dışlanma mı yaşandığı henüz netleşmedi.
Sahadaki Askeri Kazanımlar Ve Masadaki Yalnızlık
Ankara iddialı hedeflerle başladığı Suriye macerasında maalesef siyasi bir yetim kaldı. Sınır güvenliği tehlikeye atılırken verilen yüzlerce şehidin bedeli ekonomik başarıya dönüşmedi. Askeri güçle elde edilen kazanımlar diplomatik masada başkalarına ikram edilen birer ödül oldu. Ülkeyi kurtardık söylemleri limanların elden gitmesiyle inandırıcılığını tamamen yitirdi.
Küresel aktörlerin Türkiye’yi denklem dışına itme stratejisi başarıyla sonuçlanmış görünüyor. Kendi limanlarını yabancılara devreden bir yönetimin komşuda hak araması ise tutarsızlıktır. Kendi varlıklarına sahip çıkamayan bir aktöre uluslararası arenada kimse güven duymaz. Bu durum bölgesel güç olma iddialarımızın altını her geçen gün daha fazla oymaktadır.
Doğu Akdeniz Satrancında Yeni Hamleler
Limanların Fransız kontrolüne geçmesi basit bir ticari anlaşma olarak görülemez. Bu durum Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki büyük jeopolitik satrancın kritik hamlesidir. Fransa’nın Yunanistan ve Rum kesimiyle olan ittifakı Türkiye’ye karşı bir denge oluşturuyor. Rusya’nın da içinde olduğu gizli uzlaşmaların varlığına dair dedikodular ise giderek artıyor.
Şam yönetimi Fransa’yı Türkiye’ye karşı bir kalkan olarak kullanmayı tercih etti. Ankara’nın bu süreçteki derin sessizliği ise kamuoyunda büyük bir şüphe uyandırıyor. Bölgesel güç olma iddiası bu tür stratejik hatalarla her geçen gün zayıflıyor. Gelecek belirsizliklerle doluyken Türkiye kendi oyununda piyon durumuna düşme riskiyle karşı karşıyadır.
Ağır Fatura Ve Cevapsız Kalan Sorular
Netice itibarıyla Suriye limanlarındaki Fransız hakimiyeti on yıllık politikanın ağır faturasıdır. Harcanan milyarlar ve üstlenilen sığınmacı yükü düşünüldüğünde sonuç tam bir hezimettir. Türkiye başkalarının çıkarlarına hizmet eden bir taşeron rolüne mi indirgendi sorusu sorulmalıdır. Kendi öngörüsüzlüğümüzün kurbanı olduğumuz gerçeğiyle artık yüzleşmek zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz.
Ankara’nın Ortadoğu’daki geleceği bu cevapsız sorular nedeniyle karanlık bir tüneldedir. Stratejik iflasın tescili olan bu gelişme halkın anlayacağı sadelikte bir başarısızlıktır. Yapıcı eleştirilerle bu tablonun nedenleri sorgulanmalı ve sorumlular mutlaka hesap vermelidir. Aksi takdirde benzer hezimetlerin yaşanması kaçınılmaz bir son olarak karşımızda durmaya devam edecektir.
Somut Çözüm İçin Stratejik Eylem Planı
Türkiye acilen Suriye politikasını ideolojik saplantılardan arındırıp pragmatik bir zemine taşımalıdır. Şam yönetimiyle doğrudan ve aracısız diplomatik temas kurularak ekonomik haklar talep edilmelidir. Askeri varlığın sağladığı caydırıcılık masada somut ticari imtiyazlara ve liman kullanım haklarına dönüştürülmelidir. Bölgesel ittifaklar sadece güvenlik değil ortak refah odaklı yeniden kurgulanarak hayata geçirilmelidir.
Liman işletmeciliğinde yerli konsorsiyumlar desteklenerek uluslararası rekabet gücü artırılmalı ve teşvik edilmelidir. Dış politikada “değerli yalnızlık” yerine karşılıklı çıkar odaklı gerçekçi hamleler yapılmalıdır. Sığınmacı yükünün hafifletilmesi için Suriye’nin yeniden imarında Türk şirketlerine öncelik sağlayacak anlaşmalar imzalanmalıdır. Bu yol haritası izlenmezse Türkiye bölgedeki tüm ekonomik pastayı rakiplerine kaptırmaya devam edecektir.
YORUMCALAR
