Bölgede ABD’yle Beraber Ne Yapacaksınız?

Gölgedeki İttifak: Yeni Dünya Düzeninin Perde Arkası

Bölge siyasetinin karanlık dehlizlerinde, yeni bir ittifakın ayak sesleri duyuluyor. Bu ittifak, geçmişin hayaletlerini yeniden canlandırıyor. Bir zamanlar “Haçlı Seferi” olarak adlandırılan bir stratejinin eşbaşkanlığını üstlenmiş bir ülkenin, bugün aynı güçle masaya oturma isteği, sadece bir siyasi manevra mıdır? Yoksa, geçmişin acı derslerinden hiçbir şey öğrenilmediğinin acı bir itirafı mı? Bu soru, sadece siyaset koridorlarında değil, her vicdanlı vatandaşın zihninde yankılanmalı.

BOP’un Kanlı Mirası: Vaatler ve Gerçekler

Hatırlayın; 11 Eylül sonrası ABD’nin Irak’a başlattığı işgalin “Haçlı Seferi” olarak tanımlandığı günleri. Dönemin ABD Güvenlik Danışmanı’nın “Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar 22 devletin rejiminin, sınır ve haritaları değiştirilecek” şeklindeki cüretkar beyanları, bölgenin kaderini mühürleyen bir kehanet gibiydi. İşte bu kehanetin adı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) idi. Türkiye, İtalya ve Yemen ile birlikte bu projenin eşbaşkanlığını üstlenmişti. O günlerde projenin “demokrasi, özgürlükler, egemenlik ve ekonomik kalkınma” gibi süslü vaatlerle pazarlandığını unutmadık.

Kıbrıs’tan Afganistan’a, Suriye’den Irak’a uzanan geniş bir coğrafyada reformlar, demokratikleşme, insan hakları gibi kavramlar dillendiriliyordu. Ancak bu vaatlerin ardında, bozulmuş Tevrat’ta bahsedilen Nil’den Fırat’a uzanan “Arz-ı Mev’ud” efsanesi ve Büyük İsrail Projesi (BİP) gibi çok daha karanlık hedefler yattığına dair iddialar, bugün bile geçerliliğini koruyor.

Bölge Kan Ağlarken: Kimler Kazandı, Kimler Kaybetti?

2005’ten 2018’e uzanan süreçte, BOP’un “tıkır tıkır işlediğini” acı bir şekilde tecrübe ettik. Vaat edilen “demokrasi ve refah” yerine, bölge savaşlarla, katliamlarla, kan ve gözyaşıyla boğuştu. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi, şehirler harabeye döndü, ekonomiler çöktü. Irak, Suriye, Libya, Yemen… Her biri, bu projenin kanlı mirasının canlı tanıkları. Bu yıkımın mimarları, bugün yeniden aynı masaya oturma arayışındayken, bölge halklarının çektiği acılar ne çabuk unutuldu? Bu durum, sadece bir siyasi körlük müdür, yoksa daha derin, daha karmaşık bir çıkar ilişkisinin göstergesi mi?

“Milli” Söylemin İkiyüzlülüğü: Gerçekler ve Yalanlar

İktidarın dış politikasına destek verenlerin “Milli Mutabakatçı”, karşı çıkanların ise “gayri milli” olarak yaftalanması, siyasi söylemdeki tehlikeli kutuplaşmayı gözler önüne seriyor. Bu tür yaftalamalar, eleştirel düşünceyi susturma ve sorgulayan zihinleri bastırma amacı taşıyor. Oysa gerçek millilik, ülkenin ve bölgenin geleceğini ipotek altına alacak politikalara sorgusuz sualsiz biat etmek değil, aksine her türlü dış müdahaleye karşı durmak ve bağımsız bir duruş sergilemektir. Türkiye’nin milli güvenliği, bu tür ikiyüzlü söylemlerin ardına gizlenmiş politikalarla değil, gerçekçi ve bağımsız bir dış politika vizyonuyla sağlanabilir.

Anti-Emperyalizm Maskesi: Kimin Çıkarları Korunuyor?

Bir zamanlar “Anti-emperyalist” söylemlerle halkın karşısına çıkanların, bugün “bize tuzak kurdular” dedikleri aktörlerle yeniden işbirliği arayışına girmesi, siyasi pragmatizmin sınırlarını zorluyor. Kudüs’ü başkent ilan eden, bölgeyi kana bulayan güçlerle yeniden aynı safta yer almak, hangi “Anti-emperyalist” duruşla bağdaşır? Bu durum, sadece bir çelişki değil, aynı zamanda bir aldatmaca değil midir? Muhafazakar ve İslamcı söylemlerin ardına gizlenerek, Hristiyan ve Yahudi eksenli projelerle işbirliği yapmak, hangi değerlerle açıklanabilir? Bu sorular, sadece siyasi bir eleştiri değil, aynı zamanda toplumsal bir sorgulamanın da başlangıcı olmalıdır.

Gizli Ajandalar ve Türkiye’nin Geleceği: Karanlık Bir Senaryo

Bölgedeki gelişmeler, basit siyasi manevraların ötesinde, çok daha karmaşık ve gizli operasyonel planların varlığına işaret ediyor. Türkiye’nin bu planlar içindeki konumu ve coğrafyası üzerindeki olumsuz etkileri, her geçen gün daha da belirginleşiyor. İktidar partisinin “Kutlu Yürüyüş” olarak nitelediği siyasi davasının, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu Büyük İsrail devletine vilayet yapma amacına hizmet edip etmediği sorusu, artık sadece bir komplo teorisi değil, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir gerçekliktir. Bu durum, her birimizin bilinçli farkındalık kazanmasını ve geleceğimiz için harekete geçmesini zorunlu kılıyor.

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir