Doğu Türkistan’da Soykırım Ve Küresel Sessizliğin Bedeli
Suriye’de zalim rejimlerin çöküşüyle zindanlardaki insanlık dışı sırlar bir bir döküldü. Ancak Doğu Türkistan’da Komünist Çin zulmü tüm hızıyla devam ediyor. Çocuk, kadın ve yaşlı demeden milyonlarca insan sistematik bir soykırıma tabi tutuluyor. Dünya bu vahşeti sadece izlemekle yetinirken mazlumlar kurtarılmayı bekliyor.
Tecavüz, organ hırsızlığı ve köle işçilik bölgede gündelik rutin haline geldi. Çocuklar asimilasyon kamplarında kimliklerinden koparılarak birer makineye dönüştürülüyor. Müslüman Türk halkı kendi öz yurdunda adeta birer esir gibi yaşıyor. Bu zulüm sadece bir bölgenin değil tüm insanlığın utancıdır.
Çin İşkencesinin Anatomisi Ve Zindanlardaki Karanlık
Çin işkencesi sadece bir tabir değil, korkunç bir gerçektir. İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı bu zindanlarda akıl almaz yöntemler uygulanıyor. Açlık, susuzluk ve zifiri karanlık hücreler mazlumların iradesini kırmak için kullanılıyor. Sadist ruhlu cellatlar savunmasız insanlara her türlü vahşeti reva görüyor.
Zindanlarda yaşananlar insan hayalinin sınırlarını zorlayan birer kabus gibidir. Allah korkusu ve vicdanı olmayan yapılar bu zulmü meşrulaştırıyor. İşkence altındaki insanlar ölmek için Allah’a yalvaracak noktaya kadar getiriliyor. Hayatta kalmak bu karanlık dehlizlerde bazen en büyük ceza haline dönüşüyor.
İffet Savaşları Ve Kamplardaki Tecavüz Döngüsü
Toplama kamplarında kadınlara ve genç kızlara yönelik sistematik tecavüzler yaşanıyor. On dört yaşındaki çocuklardan seksen yaşındaki kadınlara kadar herkes hedefte. İffetleri kirletilen kadınlar akıl sağlıklarını yitirerek hücrelerine geri dönmek zorunda kalıyor. Hamile kalanların bebekleri ellerinden alınarak bilinmez bir geleceğe sürükleniyor.
Her gün kollarından zorla kan alınan esirler üzerinde deneyler yapılıyor. Bilinmeyen iğnelerle insanlar uyuşturuluyor ve iradeleri tamamen ellerinden alınıyor. Çıplak aramalar ve aşağılayıcı hareketler birer psikolojik savaş yöntemi olarak uygulanıyor. Bu feryatları duymayan bir dünya vicdanını tamamen yitirmiş demektir.
Parçalanan Aileler Ve Asimilasyon Kıskacındaki Çocuklar
Doğu Türkistanlı her ailenin en az bir ferdi bugün hapistedir. Türkiye ile bağ kuran iş insanları ve akademisyenler ajanlıkla suçlanıyor. Küçük çocuklar dedelerinin yanından zorla alınarak toplama kamplarına hapsediliyor. Ailelerin mal varlıklarına el konularak ekonomik bir yıkım da gerçekleştiriliyor.
İnsanlar sevdiklerinden haber alamadan yıllarca büyük bir belirsizlik içinde yaşıyor. Suçları sadece Türk ve Müslüman olmak olan milyonlarca can yanıyor. Asimilasyon politikalarıyla bir milletin kökleri kazınmak ve tamamen yok edilmek isteniyor. Bu sessizlik zalimin iştahını kabartırken mazlumun umudunu her gün kırıyor.
Türkiye’nin Tarihi Sorumluluğu Ve Kardeşlik Görevi
Türkiye bu zulme karşı uluslararası alanda en gür sesi çıkarmalıdır. Doğu Türkistanlı kardeşlerimize kucak açmak bizim için tarihi bir gelenek ve görevdir. Ecdadımız dinine ve ırkına bakmadan her mazluma kol kanat germeyi bilmiştir. Bugün de aynı duruşu sergileyerek kardeşlerimizi bu ateşten çekmeliyiz.
Çin makamlarıyla temasa geçilerek esir tutulan vatandaşlarımızın canı derhal kurtarılmalıdır. Kardeşlik sadece sözle değil, fiili bir duruşla ve eylemle gösterilir. Mazlumların duasını almak ve hesap gününde mahcup olmamak için harekete geçmeliyiz. Türkiye bu büyük insanlık dramında aktif ve belirleyici rol oynamalıdır.
İnsanlık Onuru İçin Direnç Ve Nihai Çağrı
Komünist Çin zulmüne karşı dağlar ve taşlar bile dayanmakta zorlanıyor. Müslüman Türk gençliği her türlü haksızlığa rağmen devletine bağlılığını koruyor. Ancak bu sabrın ve direnişin bir sınırı olduğu asla unutulmamalıdır. İnsanlık onuru için verilen bu mücadele tüm dünyanın ortak sınavıdır.
Zulme karşı sessiz kalmak, zalimin işlediği her suça ortak olmak demektir. Kardeşlerimize sahip çıkmak hem insani hem de milli bir sorumluluktur. Tarih ve insanlık huzurunda alnımız ak bir şekilde durabilmeliyiz. Allah yar ve yardımcımız olsun, mazlumların feryadı artık karşılık bulmalıdır.
HALİS ÖZDEMİR
