Ortadoğu’nun Kanlı Perdesi Aralanıyor: Kuklacılar ve Piyonların Dansı
Ortadoğu, kadim zamanlardan beri kanla sulanmış, her köşesinde gizemli sırlar barındıran ve her olayın ardında karanlık bir gölge oyununun yattığı bir coğrafyadır. Özellikle İsrail-Filistin çatışması gibi derin yaralar açan konularda, “gerçek” çoğu zaman sis perdesinin ardında gizlenir. Hamas’ın ortaya çıkışı sadece halkın çaresizliğinin tezahürü müdür, yoksa çok daha büyük stratejinin piyonu olarak mı konumlandırılmıştır? Siyaset sahnesinde “tesadüf” kelimesi, genellikle “planlanmış” kelimesinin daha kibar alternatifi olarak karşımıza çıkar. Coğrafya, sadece haritalar üzerinde değil, aynı zamanda zihinlerde de sürekli olarak yeniden çizilmektedir.
“Gafil Avlanma” Masalı: Siyasi Kurtuluş Reçetesi mi?
İsrail’in Hamas baskınıyla “gafil avlandığı” yönündeki söylem, olayın “Sahte Bayrak Operasyonu” olduğu iddiaları kadar havada kalmaktadır. Bir yanda, İsrail’in güvenlik zafiyetini vurgulayanlar, diğer yanda ise İsrail’in kendi çıkarları doğrultusunda tuzak kurduğunu düşünenler bulunmaktadır. Asıl soru, tür olayların kimin işine yaradığıdır. Siyonist lider Netanyahu’nun siyasi kariyerinin çalkantılı döneminde, Hamas baskını ona adeta can simidi olmuştur.
Zayıflamış liderin, siyasi davalarla boğuşurken, böylesi krizle “yeniden doğuş” yaşaması sadece tesadüf müdür? Yoksa siyasi çıkmazdan kurtulmak için ustaca yaratılmış fırsat mıydı? Ne yazık ki, “siyasi ilaç” Gazze’de büyük soykırımın kapılarını aralamıştır. Yedek askerlerin silah altına alınması, dünyanın dört bir yanındaki İsrail vatandaşlarının ülkeye çağrılması, liderin kendi iktidarını sağlamlaştırmak için ne kadar ileri gidebileceğinin acı göstergesidir.
Siyasi manipülasyonların ve kişisel çıkarların, geniş kitleler üzerinde nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin çarpıcı örneğidir.
Hamas’ın Gizemli Doğuşu: İsrail’in Stratejik Hamlesi mi?
Hamas’ın tarihi kökenleri, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Filistin’deki uzantısı olarak 1987 yılına dayanmaktadır. Ancak kuruluşundan itibaren, İsrail-Mossad tarafından Yaser Arafat yönetimini zayıflatmanın yolu olarak desteklendiği dedikoduları, tarihçiler ve terör uzmanları arasında geniş kabul görmektedir. Dedikodular, Gazze-İsrail savaşının yeniden patlak vermesiyle daha da güçlenmiştir.
Kudüs İbrani Üniversitesi’nden tarihçi Zeev Sternell’in analizi, “İsrail, Filistinli İslamcıları FKÖ’ye karşı zorlamanın akıllıca hile olduğunu düşündü” tespitini ortaya koymaktadır. Hassane Zerouky’nin kapsamlı araştırma makalesi de dedikoduları destekler niteliktedir: “İsrail’in ‘İstihbarat ve Özel Görevler Enstitüsü’ Mossad sayesinde Hamas’ın işgal altındaki topraklardaki varlığını güçlendirmesine izin verildi.
Arada Arafat’ın El Fetih Ulusal Kurtuluş Hareketi ve Filistin Solu, en acımasız baskı ve sindirme biçimine maruz kaldı.” İsrail’in “böl ve yönet” stratejisinin açık göstergesi olarak yorumlanmaktadır. Hamas’ın, başlangıçta İsrail’in stratejik çıkarlarına hizmet eden araç olarak kullanıldığına dair güçlü iddialar, örgütün gerçek doğası ve bağımsızlığı hakkında ciddi soruları beraberinde getirmektedir.
ABD’nin Gölgesi ve Ron Paul’un Sarsıcı İtirafları
Wall Street Journal’ın 2009 tarihli “İsrail Hamas’ın Doğmasına Nasıl Yardım Etti?” başlıklı makalesi, İsrail’in Hamas’ı FKÖ’ye karşı denge unsuru olarak yıllarca tolere ettiğini ve bazı durumlarda teşvik ettiğini vurgulamıştır. The Intercept ise 2018’de makaleye atıfta bulunarak, eski İsrailli yetkililerin Hamas’ın finanse edilmesine yardım ettiklerini itiraf ettiklerini belirtmiştir. Emekli tuğgeneral Yitzhak Segev’in “İsrail hükümeti camilere verilmesi için bana bütçe verdi” şeklindeki açıklaması, iddiaları doğrular niteliktedir. İsrail’in kendi yarattığı “canavarla” savaştığı ironik gerçeğini ortaya koymaktadır.
2009 yılında Teksas temsilcisi Cumhuriyetçi Ron Paul, ABD Temsilciler Meclisi kürsüsünde yaptığı konuşmada, İsrail’in “Hamas’ı teşvik ettiğini ve başlattığını” ve ABD’nin de süreci desteklediğini açıkça ifade etmiştir. Paul’un yorumları, ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesi nedeniyle oluşan tepkiler hakkında yaptığı konuşma sırasında gelmiştir.
“Hamas’ı tanıyorsunuz, tarihe bakarsanız, Hamas’ın İsrail tarafından teşvik edildiğini ve gerçekten de Hamas’ın Yaser Arafat’a karşı koymasını istedikleri için başlatıldığını göreceksiniz” diyen Paul, ABD’nin önce dolaylı olarak Hamas’ın kurulmasına yardım ettiğini, sonra da Hamas’ın baskın olduğu seçimden sonra onları öldürmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Açıklamalar, Hamas’ın “istihbarat varlığı” olduğu iddialarını güçlendiren önemli kanıt olarak değerlendirilmektedir. ABD’nin Ortadoğu’daki karmaşık ve çelişkili politikalarının, bölgedeki istikrarsızlığı nasıl derinleştirdiğini gözler önüne sermektedir.
Ekonomik Çıkarlar ve Türkiye’ye Yansımaları: Yeni Haçlı Seferi mi?
“Siyonist İsrail’den yanasın!” ya da “Hamas’ın terörünü destekliyorsun!” gibi akla ziyan ithamlar, meselenin asıl kritik stratejik boyutuna odaklanmamızı engellemektedir. ABD ve Rusya’nın da dahil olmasıyla, mesele çoktan İsrail ve Filistin’i aşmış, küresel boyut kazanmıştır. ABD için durum, Ortadoğu’ya yeniden dönüş için bulunmaz fırsat sunmaktadır. Akdeniz’e gönderilen uçak gemileri sadece Gazze için değil, aynı zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eden terörist yapılanmalara karşı yapacağı operasyonları engellemek için de orada konumlandırılmış olabilir. Gazze’nin Akdeniz’deki zengin doğal gaz yatakları… Ekonomik çıkarlar, her zaman savaşın en güçlü tetikleyicilerinden olmuştur.
Sözde İslami camia, Filistin konusunda hamaset yaparken, Arap Baharı’nın aslında borç transferi olduğunu gözden kaçırmaktadır. Eğer gerçekler tam olarak anlaşılsaydı, belki de Aksa Tufanı savaşı hiç yaşanmazdı. İsrail’in (veya her ikisinin) başlattığı savaşın altında yatan sebebin ekonomik paylaşım anlaşmazlıklarından kaynaklandığını hala anlayamayanlar vardır. Şahit olduğumuz olayların hiçbiri, ‘içeriden’ devlet desteği olmadan gerçekleşemez gerçeği, “derin devlet/devletler”in oyunlarını anlamak için yeni pencereler açmalıdır.
ABD öncülüğünde neredeyse tüm Hristiyan dünyasının birleşmesi, Ortadoğu’da yeni “medeniyetler çatışması” senaryosunun habercisi olabilir. Türkiye’nin bölgesel güvenliği ve milli çıkarları açısından ciddi tehditler barındırmakta, ülkenin stratejik konumunu ve geleceğini doğrudan etkilemektedir.
Türkiye’deki Kısır Tartışmalar ve Stratejik Körlük
Türkiye’deki “sekülerler” ve “sözde İslami camia” arasındaki kısır tartışmalar, Filistin meselesinin asıl stratejik boyutunu gözden kaçırmamıza neden olmaktadır. Bir yanda, İsrail lehine kınamalarla yetinenler, diğer yanda ise zafer naraları ve sloganlarla yetinenler… “Mehmetçik Gazze’ye” sloganları atan lüks arabalı konvoylar, samimiyet sorgulamalarını da beraberinde getirmesi, duygusal tepkilerin ötesine geçip, gerçekçi ve stratejik bakış açısı geliştirmenin ne kadar elzem olduğunu göstermektedir.
Harita üzerinde yerini bulmakta zorlandığımız 8 milyon nüfuslu İsrail’in 75 yıldır İslam ülkelerine meydan okuyor olmasına rağmen, İslam ülkelerinin çaresiz kalıp “Allah’ım İsrail’e karşı bizi muzaffer eyle” diye dualar etmesi akıl alır gibi değildir. Sosyal medyada ABD’nin uçak gemilerine beddua edenler, sorunların dua ve beddualarla çözülemeyeceğini unutmaktadırlar. Allah, “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir” (Necm Suresi 39-41) diyerek bize yol göstermektedir.
Ayet, stratejik düşünmenin, planlı hareket etmenin ve somut çaba göstermenin önemini vurgulamaktadır. Türkiye’nin kısır döngüden çıkarak, bölgedeki gerçek dinamikleri anlaması ve buna göre stratejiler geliştirmesi hayati önem taşımaktadır.
Ortadoğu’nun Geleceği: Gizli Operasyonların Gölgesinde
Savaşın Ortadoğu’yu Kudüs merkezli kurulacak yeni medeniyete hazırlamak için olduğu artık apaçık ortadadır. Strateji ise “medeniyetler çatışması” çıkararak Ortadoğu’yu kez daha böl, işgal et ve yönet üzerinedir. Tarihi sürece baktığımızda, İsrail’in laftan değil, kaba kuvvetten anladığı gerçektir. Ancak Hamas’ın yanlış anlayıp yeterli hazırlık yapmadan baskın yapması, “akılsız ve stratejiden yoksun” hareket olarak değerlendirilebilir.
Attığı taş, Siyonist kurbağaya değmese de ilk etapta mazlum Filistinlilere değmeye başlamıştır. Asıl soru şudur: Hamas, Filistin halkı adına mı hareket ediyor, yoksa daha büyük oyunun parçası mı? Soru, Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirecektir. Bilinçli farkındalık kazanmak ve harekete geçmek, insanlık ve bölgemiz aleyhine tehdit oluşturan oyunları bozmanın tek yoludur.
SADİ ÖZGÜL
____________________
Kaynaklar;
- https://wltreport.com/2023/10/08/flashback-ron-paul-hamas-was-started-israel/
- https://theintercept.com/2018/02/19/hamas-israel-palestine-conflict/
- https://www.haaretz.com/israel-news/2023-10-09/ty-article/.premium/another-concept-implodes-israel-cant-be-managed-by-a-criminal-defendant/0000018b-1382-d2fc-a59f-d39b5dbf0000
- https://twitter.com/POTUS/status/1711562233954566542
