İklim Krizi Küresel Elitleri İhya Etme Operasyonudur

İklim Krizi Küresel Elitlerin Zenginlik Operasyonudur

BM’nin karbon emisyonlarını azaltma hedefi, zenginlerin yoksullardan yararlanmasına ve daha da fakirleştirilmelerine yol açan operasyonel plandır. 2030 Gündemi’nin SDG7 hedefi, sera gazı emisyonlarını azaltmayı vaat ederken aslında büyük enerji şirketlerine avantaj sağlayan karbon kredisi ticaretini meşrulaştırıyor. Gelişmiş ülkelerin emisyonlarını azaltması zorunlu değil, sadece kaynak kıtlığı yaratarak zenginlerin yoksulların aleyhine kazanç elde etmesine izin veriliyor.

Bu sistem, küresel eşitsizliği derinleştiren bir mekanizma olarak işliyor. Yenilenebilir enerji kullanımını artırma vaadi, aslında büyük şirketlerin karbon kredisi ticareti üzerinden kâr elde etmesinin aracı haline gelmiş durumda. Gelişmekte olan ülkeler, bu süreçte sadece pazar olarak görülüyor ve yerel halkların refahı hiçe sayılıyor. Zengin ülkeler kendi emisyonlarını azaltmak yerine, parayla satın aldıkları karbon kredileriyle “yeşil” olduklarını iddia ediyorlar.

Küresel Karbon Piyasası İkiyüzlü Bir Oyun

Kyoto Protokolü, emisyon ticareti, Temiz Kalkınma Mekanizması ve Ortak Uygulama ile üç uluslararası karbon ticareti mekanizması kurdu. Emisyon ticareti, metrik ton CO2’nin uzaklaştırılması ile ölçülen yeni bir ticaret malı yarattı. BM, bu mekanizmaların sera gazı azaltımını gelişmekte olan ülkelerde teşvik ettiğini savunsa da aslında gelişmiş ülkelerin emisyonlarını azaltma yükümlülüğünden kaçınmasına olanak tanıyor.

Carbon Market Watch’un 2018 raporu, sürdürülebilir kalkınmanın gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar üzerinde olumsuz etkilerini ortaya koydu. Kolombiya’daki kurumsal orman koruma projeleri, karbon tutma değerlerini abartarak 20 milyondan fazla geçersiz karbon kredisi üretti. Karbon ticareti piyasasının değeri yılda yaklaşık 2 milyar dolar olup, yıllık bileşik büyüme oranı %30’a yaklaşarak hızla büyüyor. Bu piyasa, aslında büyük şirketlerin kârını artırmak için tasarlanmış bir sistem.

Hammaddeler Kıtlığıyla Para Kazanma Planı

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 7, teknoloji kullanarak gelişmekte olan ülkelere sürdürülebilir enerji hizmetleri sağlamayı amaçlıyor. Ancak bu hedef, uluslararası emtia piyasalarında kobalt, lityum, bakır ve petrol gibi malzemelerde kıtlıklara yol açıyor. Bill Gates ve Rockefeller Vakfı’nın desteklediği Enerji Dönüşümü Hızlandırıcısı, Güney Amerika’yı pilot bölge olarak belirleyerek bu kıtlıklardan kâr elde etmeyi hedefliyor.

Breakthrough Energy Ventures, Jack Ma ve Richard Branson gibi zengin iş insanları tarafından destekleniyor ve bu kıtlıklara yatırım yapmayı planlıyor. ETA, gelişmekte olan ülkelerdeki yenilenebilir enerji geçişini desteklemek için nikel, bakır, kobalt ve platin gibi malzemelerin küresel madencilik faaliyetlerine yatırım yapıyor. Bu durum, aslında zenginlerin kaynak kıtlığı yaratarak daha fazla para kazanma stratejisinden ibaret.

Rockefeller Vakfı’nın Garip Ekonomik Modeli

Rockefeller Vakfı‘nın resmi web sitesinde ETA, yenilikçi yetki alanı ölçeğinde karbon kredileri yoluyla bütüncül enerji dönüşümü stratejilerine özel yatırımları katalize ederek küresel ısınmayı engellemeye çalıştığını belirtiyor. Bu yaklaşım, gelişmekte olan ülkeleri doğrulanmış emisyon azaltımları için doğrudan tazmin etmeyi vaat ediyor. ETA, yüksek bütünlüklü karbon kredileri aracılığıyla doğrulanmış enerji sektörü emisyon azaltımları için ödeme yapmayı taahhüt eden şirketlerden oluşan bir koalisyon oluşturuyor.

Bu oldukça garip bir ekonomik model. Yenilenebilir enerji, İngiltere ve Almanya gibi hükümetler tarafından “düşük maliyetli” olduğu iddia edilse de, geleneksel kaynaklara kıyasla çok daha maliyetlidir. Yatırımcılar bu ek maliyeti “Yeşil Prim” olarak adlandırır ve fosil yakıtların yanlış fiyatlandırıldığını ileri sürer. Gates ve ortakları, yeşil olmayan her şeyin fiyatını yapay olarak yükselterek yeni bir ekonomi modeli öneriyorlar.

Yeşil Prim Vergi Mükelleflerine Yük Oluyor

Yenilenebilir enerji üretimi ve depolanması için gerekli olan metallerin kıtlığı, bakır, lityum ve kobalt fiyatlarını yükseltecektir. Hükümetler sübvansiyonlar sunabilir, fakat bu, vergi mükellefleri için maliyetleri artırma eğilimindedir. AB, karbon piyasalarının düzmece olduğunu ortaya koyan bir karbon bazlı sınır vergisi uygulamaya koymuştur. Yenilenebilir enerjiye geçiş, elektrik maliyetlerini %15 artırabilir.

SKH7 hedeflerini izlemek, küresel kıtlık oluşturdukça yenilenebilir enerjinin maliyetini daha da artırabilir. Bu durum, aslında sıradan vatandaşların cebinden çıkacak parayı artırırken büyük şirketlerin kârını katlamaya devam etmesine olanak tanıyor. Yeşil dönüşüm adı altında uygulanan politikalar, aslında halkın refahını tehlikeye atan bir sürece dönüşüyor.

Karbon Dengeleme Maskaralıktan İbaret

Karbon piyasası, büyük kirleticilerin karbon kredileri satın alarak kirliliklerini dengelemesine imkan tanıyor. Bu da gelişmiş ülkelerin CO2 emisyonlarını düşürmeden “net sıfır” hedefine doğru ilerlemelerine olanak sağlıyor. İngiltere hükümeti, Selby Elektrik Santrali’nin kömür yerine biyokütle peletleri kullanmasına geçiş yapması için Drax Group Ltd. şirketine finansman sağladı. Biyokütle peletlerinin, kömüre göre karbon emisyonlarını %80 oranında azalttığı iddia ediliyor.

Ancak odun peletleri kömüre göre daha az enerji yoğun olduğundan, aynı miktarda enerji üretimi için daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. İngiliz hükümeti, tarihin en büyük karbon kredisi anlaşmasını imzaladı. Odun ve kömür yakarak daha fazla CO2 salınımı yapılıp karbon kredisi sertifikaları elde ediliyor. Dünya genelindeki şirketler, bu karbon kredilerini satın alarak kendi karbon ayak izlerini düşürüp “yeşil” olduklarını öne sürüyorlar.

YORUMCALAR