Siyonist Mozaik Ve Jandarma Devletin Anatomisi
İsrail’i bir arada tutan gücün sadece din olduğu yanılgısı, bölgedeki sosyolojik gerçekleri ıskalayan yüzeysel bir bakış açısıdır. İsrail, homojen bir milletten ziyade, yedi ana grup ve yüz sekiz ayrı etnik topluluğun oluşturduğu karmaşık bir yapıdır. Bu çeşitlilik, ülkenin iç dinamiklerini ve dış politikalarını derinden etkileyen, her an çatlamaya müsait bir mozaik ortaya koymaktadır.
Aşkenazlar, sistemin kurucu ideologları ve stratejik aklı olarak en tepede yer alırken; Mizrahiler, Doğu kültüründen gelen kalabalık nüfuslarıyla orduda ve ekonomide denge unsuru oluşturuyor. Seferadlar ise ticaret ve masa başı işlerdeki etkinlikleriyle modern hayatın içinde yer alıyor. Bu gruplar arasındaki sosyoekonomik uçurumlar, devletin bütünleşmesini tamamlayamamış bir yapı olduğunu kanıtlıyor.
Aşkenaz Hegemonyası Ve Kurucu Kadroların Sırrı
İsrail’in kurucu halkı Aşkenazlar, Siyonizm’in ilk savunucuları olarak eğitimli ve stratejik bir sınıftır. Türk, Alman ve Rus melezlerinden oluşan bu grup, devletin kurumlarını inşa eden ve sistemi yöneten asıl güçtür. Rus ve Ukrayna kökenli olanlar savaşçı kimlikleriyle öne çıkarken, Alman kökenliler bürokrasiyi ve akademik hayatı ellerinde tutmaktadır.
Hazar Yahudileriyle karışmış olan bu kesim, etnik kökenlerin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor. Polonya ve Rusya güneyindeki Yahudilerde saptanan Türk genleri, Aşkenazların saf bir ırktan ziyade tarihsel bir sentez olduğunu belgeliyor. Ancak kapitalin ve gücün hala bu grupta toplanması, diğer topluluklar arasında gizli bir gerilimin ve sınıfsal çatışmanın fitilini ateşliyor.
Mizrahiler Ve Seferadlar Arasındaki Kültürel Makas
Mizrahiler, Arap ülkelerinden gelen üç milyonu aşkın nüfuslarıyla İsrail’in en kalabalık etnik grubudur. Zanaatkarlık ve teknik işlerde ustalaşan bu kitle, Yemen’den Azerbaycan’a kadar geniş bir coğrafyadan getirilmiştir. Toplumla en iyi entegre olan grup olmalarına rağmen, Aşkenaz hegemonyası karşısında hala ikincil bir konumda yer almaktadırlar.
Seferadlar ise İspanya ve Portekiz kökenli, ehli keyif ve ticaret erbabı olarak bilinirler. Büyük şehirlerde yaşayan bu grup, modernizme yatkın olsa da entelektüel hayata katılımları sınırlıdır. Türkiye’den giden Seferadların Atatürk sevgisi gibi özgün aidiyetleri, İsrail içindeki kültürel çeşitliliğin ne kadar derin olduğunu ve ortak bir kimlik inşasının zorluğunu gözler önüne seriyor.
Falaşalar Ve Ayrımcılığın Gölgesindeki Gruplar
Etiyopya’dan getirilen Falaşalar, İsrail’in en karanlık yüzünü temsil ediyor. Ten renkleri nedeniyle en ağır işlerde çalıştırılan ve sistematik ayrımcılığa maruz kalan bu grup, sürekli protestolarla hak talep ediyor. Eğitim düzeylerinin düşüklüğü ve dil sorunları, onları toplumun varoşlarına iterek birer rütbesiz asker ve işsiz kitle haline getirmiştir.
Karaimler ve Kırımçaklar gibi Türk kökenli Yahudiler ise yok olmaya yüz tutmuş dilleri ve farklı inanç pratikleriyle bu mozaiğin en nadir parçalarıdır. Barzaniler gibi Kürt Yahudileri ise Kuzey İsrail’de çiftçilikle uğraşarak kendi kapalı komünitelerini koruyor. Bu kadar farklı gelenek ve kökenin bir arada tutulması, ancak dışsal bir tehdit algısıyla mümkün olabiliyor.
Emperyalizmin Jandarması Ve Enerji Savaşları
İsrail’i bir arada tutan asıl şey din değil, emperyal güçlerin bölgedeki jandarma ihtiyacıdır. Petrol ve gaz kaynakları tükendiğinde, bu yapay devletin de ömrü sona erecektir. ABD’nin ileri karakolu ve Avrupa’nın kendisinden uzaklaştırdığı bir kitle olarak İsrail, enerji coğrafyasının kalbinde kuvvet zoruyla tutulmaktadır.
Kimse kimseyi kara kaşı için sevmiyor; bu tamamen bir kazan-kazan mevzusudur. Batı dünyası, Yahudilerin İsrail’de olmasını kendi iç huzuru ve bölgesel çıkarları için en iyi seçenek olarak görüyor. Ancak bu zoraki birliktelik, bölgedeki kaynaklar el değiştirdiğinde veya önemini yitirdiğinde yerini büyük bir kaosa ve dağılmaya bırakacaktır.
Milli Güvenlik Ve Gelecek Senaryoları
Türkiye için İsrail’in bu parçalı yapısını anlamak, milli güvenlik stratejileri açısından hayati önemdedir. Karşımızda homojen bir güç değil, içten içe kaynayan ve dış desteğe muhtaç bir topluluklar bütünü vardır. Bölgesel dengeler değiştiğinde, bu mozaiğin hangi parçasının nereye savrulacağı, coğrafyamızın geleceğini doğrudan etkileyecektir.
YORUMCALAR
