İnançtaki Siyonist Sızma Ve Yahudileşme Temayülü
Toplumumuzun bölük pörçük bir yapıya bürünmesiyle birlikte, Yahudi inancının birçok unsurunu imanımızın merkezi haline getirdik. Mehdi, Mesih ve yeryüzünde Allah’a vekiller tayin etmek gibi kavramlar, Yahudi ilahiyatının tezlerini inancımızın baş köşesine oturttu. Allah’ı Kendi tanıttığı gibi değil, İsrailoğulları’nın yaptığı gibi tanımlamaya kalkarak İslam coğrafyasının kalbinden vurulmasına zemin hazırladık.
Peygamberimizi uluhiyetten pay vererek yeryüzünden kovduk ve bu sapma, coğrafyamızın istila edilmesinin temel nedeni oldu. Yahudilerin bir avuç insanla gelip bizleri esir alabilmesinin tek gücü, bizim zihinsel olarak Yahudileşmemizdir. Uzak bir ilah tasavvuruna sürüklenip sorumluluğu kadere yükleyerek, tıpkı Firavun karşısındaki İsrailoğulları gibi “Rabbinle sen git savaş” dedik.
Seçkinlik İddiası Ve Kimlik Çatışmaları
Boş hayatlarımız üzerinde büyük sloganlar üreterek kendimize janjanlı isimler bulduk. Türklüğümüzden, Araplığımızdan veya Persliğimizden dolayı kendimizi seçkin sayma gafletine düştük. Bu seçkinlik imanı, Allah’a olan imanımızın önüne geçti. İslam kardeşliğine yapılan saldırıları, kendi ırkımıza veya cemaatimize yapılan saldırılar kadar önemsemedik ve bu ayrışma bizi savunmasız bıraktı.
Krallıklar kurup “İslam devleti” dedik, despotların saltanatlarına “hilafet” kılıfı uydurduk. Sultanlara evliya, şarlatanlara ulema diyerek hakikati ters yüz ettik. Emek vermediğimiz ellerimizi sadece dua için açarken, tembelliğimizi mabedin içinde bulunmakla örtmeye çalıştık. Kendi yayılmacı tıynetimize dini yakıt eyleyip, ırkımızın üstünlüğüne yama yaparak asıl istikametten saptık.
Ruhban Sınıfı Ve Sahte Kurtarıcılar
Cennetten karşılıksız köşkler vaat eden gavslarımız, kutuplarımız ve şeyhlerimiz oldu. Ruhbanlarımız, İslam’dan çaldıkları sözlerle asabiyetimizi kaşıdığında, Allah rızası için kardeşlerimizi katledecek kadar gaza geldik. Peygamberin Kur’an olan hayatına ihanet ederek, kendi ellerimizle yazdığımız kitapları din diye dayattık. Şekilci bir dindarlıkla sünnet ehli olacağımıza inandık.
Sakalın boyu veya sarığın dolamıyla uğraşırken, ruhumuzdaki sinsi dönüşümü fark edemedik. İsrailoğulları’na galiz küfürler ederek veya tesbih tanelerini çoğaltarak Filistin’in özgür kalacağını zannettik. Oysa Gazze’de çocuklar katledilirken biz hala ithal edilmiş bir fıkıh ve düşünme biçimiyle çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bu darmadağın halimiz, zihinsel işgalin en somut kanıtıdır.
Müslümanca Tepki Ve Hakikatle Yüzleşme
Bundan sonra göstereceğimiz tepki Yahudiler gibi değil, hakiki bir Müslüman gibi olmalıdır. Mezhepçiliği, cemaatçiliği ve lider hamasetini bir kenara bırakıp Allah’ın emrettiği gibi davranmalıyız. Yahudi gibi işleyen bir aklın, Müslüman gibi karar veremeyeceğini artık idrak etmeliyiz. Yahudileşmiş bir imanla, bu istilaya karşı durulamaz; çektiklerimiz düşmandan çok kendi itikadımızdaki bozulmadandır.
Filistin’den yükselen çığlık, aslında bizim kendi içimizdeki Yahudileşmiş yanlarımıza bir çağrıdır. Kalbimizdeki bu işgali bitirmeden, toprağımızdaki işgali bitiremeyiz. Onlar biliyorlar ki, bu istila üzerinden bile birbirimizle savaşacağız; çünkü her grup kendi sorgulanamaz imamının veya “vahiy alan” şeyhinin peşinden gidiyor. Bu kör bağlılık, bizi ortak bir çözümden uzaklaştırıyor.
Kalbi Kurtarmak Ve Umudu Yeşertmek
Kimse kimseyi dinlemiyor ve çözüm üzerinde iki ağız bir araya gelmiyor. Düşmanı nasıl defedeceğimiz sorusu üzerinden bile kavga ediyoruz. Ancak inanıyorum ki, gönlümüzde hala Yahudileşmeyen yerler var. Kalbimizi bu sinsi etkiden kurtarmalı ve kendi içimizdeki sapmaları tek tek ipe çekmeliyiz. Biz Müslümanız ve Allah var olduğu sürece umut her zaman vardır.
İyi veya kötü, bu kimliğe sahip çıkarak özümüze dönmeliyiz. Yahudileşmiş bir toplumun savunmasızlığı, ancak Kur’an’ın aydınlığıyla aşılabilir. Kendi Yahudi yanlarımızı tasfiye etmeden, dışarıdaki düşmana karşı zafer kazanmak imkansızdır. Bu uyanış, sadece Filistin için değil, tüm İslam coğrafyasının varoluş mücadelesi için tek çıkış yoludur.
Zillet Asrından İzzede Dönüş
İslam toplumlarının tek çözümü, her ırkın ve mezhebin kendi kutsal teorilerinden sıyrılıp hakikate teslim olmasıdır. Sorgulanamaz hizipler ve ismet sıfatı yüklenen liderler, bizi zillet asrına mahkum etti. Bu karanlıktan çıkış, ancak Yahudileşmiş düşünme biçimlerini terk etmekle mümkündür. Aksi takdirde, bağırıp çağırmaktan ve mahzun kalmaktan öteye geçemeyeceğiz.
Sonuç olarak, Filistin’in işgali bizim zihinsel işgalimizin bir yansımasıdır. Kendi içimizdeki “İsrailoğulları” mantığını yıkmadan, dışarıdaki zulmü durduramayız. Hakikaten Allah Resulü’nün yoluna itibar ettiğimizde, bu sinsi kuşatma kendiliğinden dağılacaktır. Umudumuzu yitirmeden, kendi Yahudi yanlarımızla hesaplaşmalı ve Müslümanca bir duruş sergilemeliyiz.
YORUMCALAR
