İsrail’in Özgüveni Kalmadı, Yahudiler İsrail’den Kaçıyor!

Siyonist Kibir Ve Gazze’nin Yeraltı Direnci

İsrail, eğer tüm Müslümanları sürerek homojen bir yapı kursaydı bugün yaşanan sarsıntıları hissetmezdi. Filistinlilerin bir kısmını içeride tutmaları, tamamen ucuz işgücü ihtiyacından kaynaklanan pragmatik bir tercihti. ABD’nin yerlilere uyguladığı sindirme yöntemini denediler ancak Hamas, İsrail’in geçmişte sivillere karşı kullandığı korku silahını bugün onlara doğrultarak dengeyi eşitledi.

Bu strateji, İsrail’in o sarsılmaz özgüvenini yerle bir etti; artık nüfusun büyük bölümü başka ülkelere kaçış yolları arıyor. İsrail’in dışarıdan büyük görünmesine aldanmamak gerekir. Nüfusun yoğunlaştığı Hayfa, Tel Aviv ve Kudüs hattı, yani ülkenin kalbi, bugün doğrudan hedef altındadır. Şehirsel savaş alanlarında psikolojik dayanma eşiği sınırlıdır ve bu eşik aşıldığında devlet otoritesi anlamsızlaşacaktır.

Gazze’nin Altındaki Şehir Ve İçerideki İşbirlikçiler

Hamas’ın zaferi İsrail’i haritadan silmek değil, onu ateşkes masasına oturmaya zorlamaktır. Gazze’nin üzerinde yıkım sürerken, yerin altında fabrikalar, atölyeler ve tünellerden oluşan başka bir şehir direnişi besliyor. Yardımların çoğu Mısır’dan değil, bizzat İsrail içindeki tüneller ve işbirliği yapılan kişiler aracılığıyla geçiyor.

İsrail hapishanelerinde Hamas lehine ajanlık yaptığı için yatan yüzlerce Yahudi vatandaşının varlığı, sistemin içeriden nasıl çürüdüğünü gösteriyor. Filistin halkı, kendi topraklarının suyuna bile işgalciden daha fazla bedel ödeyerek travmalar içinde büyüyor. Bu insanlar ölmek için doğuyorlar ve bu çaresizlik, onları her türlü yöntemi kullanmaya iten en büyük motivasyon kaynağıdır.

Nihal Atsız’ın İsrail Ve Arap Coğrafyası Analizi

Türk milliyetçiliğinin önemli ismi Nihal Atsız, yıllar önce İsrail’in varlığını tanımayan Arapların haklı olduğunu vurgulamıştı. On üç asırdır kendi vatanları olan bölgeye dışarıdan gelip devlet kuranların, o dar alanda sıkışıp kalmayacağı ve daima genişleyeceği uyarısını yapmıştı. Atsız’a göre bu genişleme arzusu, bölgedeki Arapları hedef alan kaçınılmaz bir illettir.

İsrail, dışarıdan gelen şuurlu nüfusu, disiplini ve teknik gücüyle Ortadoğu’da bir “Prusya” gibi hareket etmektedir. Ancak bu güç, sadece askeri üstünlükle değil, aynı zamanda dini milli bir inanç haline getirmeleriyle perçinlenmiştir. Atsız, Arapların protestolarının veya uluslararası ihtarın Yahudileri durduramayacağını, bu davanın ancak kuvvetle çözümlenebileceğini ifade etmiştir.

Bölgesel Tehdit Ve Genişleme Stratejisi

İsrail’in nüfus artışı ve dış göçlerle birlikte genişleme isteği, insanlık tarihinin başlıca hareket saikidir. Altı Gün Savaşı ile ele geçirilen topraklar, bu yayılmacı planın sadece bir parçasıdır. Ne Birleşmiş Milletler ne de büyük güçlerin tavsiyeleri bu milli planı geri çevirebilmiştir. Bu durum, Türkiye bakımından da kritik bir güvenlik meselesi haline gelmektedir.

Siyonist yönetimin Türkiye’nin operasyonlarına dil uzatması, onların bölgedeki sinsi emellerinin bir yansımasıdır. Sadece silah satışı üzerinden Türk milliyetçilerini güdebileceklerini sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Atsız’ın da belirttiği gibi, bu mesele sadece Arapların değil, tüm bölgenin geleceğini ve güvenliğini doğrudan ilgilendiren stratejik bir tehdittir.

Türkiye Liderliğinde Konfederasyon Önerisi

Atsız, bölgedeki kaosu önlemenin tek çaresi olarak, Arap devletlerinin Türkiye ile bir konfederasyon çatısı altında birleşmesini önermiştir. Türkiye’nin başkanlığında kurulacak bu yapıda ordu ve hariciye tek elden idare edilecek, ordular Türk Genelkurmayı’nın yönetiminde olacaktır. Bu, İsrail’in saldırganlığını dizginleyecek ve Ortadoğu’da uzun süreli barışı sağlayacak en pratik yoldur.

Böyle bir birliktelik, bölge ülkelerinin bağımsızlığını kaldırmadan onları İsrail karşısında güçlü bir direnç merkezi haline getirecektir. Ancak liderlerin kişisel hırsları ve megalomanileri, bu tür hayati projelerin önündeki en büyük engeldir. 20-25 yıllık bir geçiş süreci, bölge halklarının kendi ayakları üzerinde durabilmesi için gerekli olan zamanı ve güvenliği sağlayacaktır.

Milli Direnç Ve Coğrafi Kader

Sonuç olarak, İsrail’in yayılmacı politikaları ve Gazze’deki vahşeti, bölgeyi büyük bir savaşa doğru sürüklemektedir. Hamas’ın yöntemleri tartışılsa da, halkın kendi vatanını savunma direnci su götürmez bir gerçektir. Türkiye, bu karmaşada hem kendi milli çıkarlarını korumalı hem de bölgedeki bu sinsi kuşatmayı kıracak stratejik hamleleri hayata geçirmelidir.

Siyonizm’in bölgedeki jandarmalık görevi, enerji kaynakları ve emperyal çıkarlar bittiğinde son bulacaktır. O güne dek, coğrafyamızın huzuru ancak güçlü bir bölgesel ittifak ve sarsılmaz bir milli duruşla mümkündür. Atsız’ın yıllar önce yaptığı uyarılar, bugün Gazze sokaklarında yankılanan gerçekliğin ta kendisidir.

YORUMCALAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir