Kamu Malı Talanı Ve Toplumsal Ahlakın İflası
Kamu kaynaklarının korunması medeniyetin en temel taşıdır. Ancak günümüzde bu ortak hazine kişisel menfaatler uğruna yağmalanacak bir ganimet olarak görülmektedir. Ahlaki ve vicdani sınırların pervasızca çiğnenmesi derin bir toplumsal çürümeye yol açmaktadır. Bu manzara sadece ekonomik bir kayıp değil manevi bir iflasın resmidir.
Kamu malı seksen beş milyonun her ferdinin üzerinde hakkı olan kutsal bir emanettir. O yetimin hakkı ve kimsesizlerin sığınağıdır. Ona uzanan her el sadece yasaları değil insanlık onurunu da ayaklar altına almaktadır. Bu kaynakların korunması her vatandaş için en temel ahlaki görev ve zorunluluktur.
Sistematik Yağma Ve Hukukun Araçsallaştırılması
Kamu İhale Kanunu üzerinde yapılan yüzlerce değişiklik talanı kolaylaştıran kapılar aralamıştır. Şeffaflığın ortadan kalkması ve denetimin zorlaşması kötü niyetli kişilere hazineyi hortumlama fırsatı sunmaktadır. Yasaların arkasından dolanarak yapılan bu sistematik yağma hukukun nasıl bir silaha dönüştüğünün acı kanıtıdır.
Sürekli değişen kurallar kamu malına tasallutu adeta yasal bir zemine oturtmaktadır. Denetim mekanizmalarının işlevsiz kalması yolsuzlukların sıradanlaşmasına neden olmaktadır. Devletin malını deniz gören zihniyet toplumun geleceğini karartmaktadır. Bu hukuksuz düzenin bedelini en çok yoksul ve savunmasız kesimler ödemek zorunda kalmaktadır.
Darül Harp Safsatası Ve Talan Fetvaları
Bazı çevreler dini kavramları çarpıtarak kamu malı hırsızlığına sözde meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Darül Harp fetvaları adı altında devlet malının yağmalanması en büyük ahlaksızlıktır. Devletin yapısını bahane ederek kaynakları ganimet saymak İslam’ın özüne ve adalete tamamen aykırıdır.
Kamu malını yemeye caiz diyenler de bu ilahi lanetten paylarını mutlaka alacaklardır. Allah’ın kitabını arkaya atanların yönettiği iddia edilen yapılarda bile yetimin hakkı kutsaldır. Din kisvesi altında yapılan hırsızlıklar toplumun manevi damarlarını kurutmaktadır. Bu çarpık anlayışla mücadele etmek her inançlı insanın boynunun borcudur.
Liyakatsizlik Ve Mülakat Adı Altında Zulüm
Kamu kaynaklarının israfı sadece doğrudan çalma eylemiyle sınırlı kalmamaktadır. Torpil düzeni ve mülakat adı altında işletilen adaletsizlik mekanizması hazineye vurulan ağır bir darbedir. Hak edenlerin yerine yandaşların atanması hem insan kaynağı israfı hem de kamu vicdanının yaralanmasıdır.
Gençlerin umutlarının çalınması paranın çalınmasından çok daha büyük bir ahlaki sorundur. Mülakat sistemi liyakati değil sadakati ölçen bir torpil çarkına dönüşmüştür. Adaletin olmadığı bir yerde kamu malının korunması mümkün değildir. Bu zulüm düzeni toplumun devlete olan güvenini kökünden sarsmaktadır.
Lanetli Miras Ve Yaygınlaşan Çürüme Kültürü
Yiyen yiyor anlayışının normalleşmesi dürüstlüğü aptallık olarak gören çarpık bir zihniyet yaratmaktadır. Kamu malı yiye yiye adeta lanetli bir toplum haline gelindiği feryatları yükselmektedir. Azınlığın zenginleştiği ve çoğunluğun hiçe sayıldığı bu düzen sürdürülebilir bir yapı değildir.
Bu durum gelecek nesillere bırakılacak en kötü ve en karanlık mirastır. Ahlaki değerlerin erozyona uğraması toplumu içten içe kemiren bir kanser gibidir. Dürüst insanların dışlandığı bir sistemde toplumsal barışın sağlanması imkansızdır. Bu çürüme kültürü durdurulmazsa hepimiz bu enkazın altında kalacağız.
Stratejik Eylem Planı Ve Radikal Yeniden Yapılanma
Kamu ve yerel yönetimler baştan aşağı şeffaflık ve liyakat ilkeleriyle yeniden yapılandırılmalıdır. Kamu malına uzanan ellerden hukuk önünde hesap sorulmalı ve çalınanlar derhal geri alınmalıdır. Siyasetin her kademesinde hesap verebilirlik mekanizması tavizsiz bir şekilde işletilmelidir.
Mülakat sistemi kaldırılarak liyakat esaslı bir atama düzenine acilen geçilmelidir. Kamu vicdanını rahatlatacak adil bir yargılama süreci başlatılmalı ve yolsuzlukların üzerine gidilmelidir. Toplumsal farkındalık artırılarak kamu malının kutsallığı her bireye aşılanmalıdır. Kurtuluş ancak adalet ve dürüstlükle inşa edilen sağlam bir sistemle mümkündür.
SADİ ÖZGÜL
