Deprem Kahinleri Savaşında İstanbul’un Kaderi Kime Emanet?

Deprem Kakofonisi Ve Bilimsel Kehanet Tuzağı

İstanbul’un sarsıntılarıyla birlikte ekranları istila eden uzmanlar toplumu tam bir panik tsunamisine sürükledi. Naci Görür ve Celal Şengör felaket tellallığı yaparken Şener Üşümezsoy’un sakinleştirici mesajları kafa karışıklığını zirveye taşıdı. Bilimsel verilerin kişisel egolarla harmanlanması halkın akıl sağlığını tehdit eden bir dedikodu mekanizmasına dönüştü.

Şengör’ün şehri terk edin çağrısı yapıp kendisinin kalması halk nezdinde inandırıcılığı tamamen yok etmiştir. Her kafadan farklı bir ses çıkması bilimin kesinliğine olan güveni kökünden sarsmaktadır. Vatandaş kimin haklı olduğunu anlamaya çalışırken korku ve belirsizlik içinde sokaklarda sefil olmaktadır.

Çürük Yapı Stoku Ve İhmalin Bedeli

Tartışmaların odağındaki asıl mesele fay hatları değil İstanbul’un tabutluk andıran çürük binalarıdır. 1999 depreminden bu yana geçen sürede neden somut bir adım atılmadığı büyük bir soru işaretidir. Japonya’da insanlar depremden korkmazken bizde binaların kendiliğinden yıkılma riski bile ölüm saçmaktadır.

Devletin asli görevi olan güvenli yapılaşma ve afet planı konusunda sınıfta kaldığı aşikardır. Uzmanlar mikrofon başında birbirini yerken halk çürük binalarda kaderine terk edilmiş durumdadır. Sorumluluk almayan yetkililer ve spekülasyon yapan akademisyenler bu büyük vebalin ortaklarıdır.

Güven Krizi Ve Modern Kahinlerin İstilası

Jeofizikçilerin susup gerçek yapı bilimcilerin konuşması gereken bir dönemde burç yorumcuları bile deprem analizi yapmaktadır. Kaostan beslenen bazı isimlerin kişisel çıkar sağladığı iddiaları toplumdaki güven erozyonunu derinleştirmektedir. Bilimsel tahminler yerini modern kahinlerin korku pompalayan kehanetlerine bırakmış durumdadır.

Halkın ihtiyacı olan şey fay hatlarını ezberlemek değil sağlam binalarda huzurla uyumaktır. Çelişkili açıklamalar sadece rehaveti artırmakta veya insanları delirme eşiğine getirmektedir. Ortak bir akıl ve net bir devlet güvencesi olmadan bu kaosun bitmesi imkansızdır.

Sokaktaki Çaresizlik Ve Toplumsal Travma

Deprem korkusuyla arabalarında sabahlayan insanlar modern dünyanın ne kadar aciz olduğunu göstermektedir. Gidecek yeri olmayan milyonlarca vatandaş her gece evlerinde bir kumar oynamaktadır. Korku mantığı devre dışı bırakırken insanlar kime inanacaklarını şaşırmış halde kıvranmaktadır.

Gazze’deki mazlumların durumunu hatırlayanlar kendi çaresizliklerine farklı anlamlar yükleyerek teselli aramaktadır. Ancak bu duygusal sığınışlar binaların dayanıksız olduğu gerçeğini asla değiştirmemektedir. Toplumun büyük bir kesimi artık uzmanların televizyon şovlarından bıkmış ve somut çözüm beklemektedir.

Spekülasyon Yerine Somut Güvence Şartı

Değerli profesörlerin ekranlarda birbirine laf yetiştirmesi yerine kapsamlı bir İstanbul forumu düzenlenmelidir. Güncel verilerle hazırlanan net bir afet planı halka şeffaf bir şekilde sunulmalıdır. Korku pompalamak yerine binaların nasıl güçlendirileceği ve tahliye planları konuşulmalıdır.

Tedbir almak hayat kurtarırken boş tartışmalarla vakit kaybetmek sadece ölümü davet etmektedir. Halkın vergileriyle finanse edilen kurumların artık gerçek bir koruma kalkanı oluşturması gerekmektedir. İstanbul’un geleceği spekülatif tahminlere değil atılacak cesur ve somut adımlara bağlıdır.

Stratejik Eylem Önerileri Ve Kurtuluş Planı

İstanbul genelinde tüm binalar acilen ve ücretsiz olarak denetlenerek risk haritası çıkarılmalıdır. Depreme dayanıksız yapılar için devlet destekli ve hızlı bir kentsel dönüşüm seferberliği başlatılmalıdır. Uzmanların açıklamaları tek bir merkezden ve doğrulanmış verilerle halka ilan edilmelidir.

Vatandaşlar kendi binalarının güvenliğini talep etmeli ve yetkilileri bu konuda zorlamalıdır. Kadercilik maskesi altında ihmallere göz yummak akılsızca bir intihar girişimidir. Sağlam binalar ve bilinçli bir toplum inşa etmek depreme karşı en büyük dirençtir. İstanbul’u kurtaracak olan kehanetler değil sağlam beton ve doğru mühendisliktir.

SADİ ÖZGÜL