Kızıl Goncalar: Toplumsal Kutuplaşmanın Aynası mı, Yoksa Yeni Bir Manipülasyon mu?
“Kızıl Goncalar” dizisi üzerine yapılan tartışmalar, toplumsal kutuplaşmanın ne denli derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Dizinin, “muhafazakâr kesim” ve “seküler kesim” arasında bir denge unsuru oluşturma çabası, ne kadar başarılı olduğu tartışmalı olsa da, fevri kişilerin abartılı ritüellerini genelleştirerek büyük bir algı oluşturma çabası dikkat çekicidir.
Bugüne kadar sinema ve dizilerde dini misyon taşıyan karakterlerin hep olumsuz tiplemeler olarak karşımıza çıkması geleneği, bu dizide kırılmış gibi görünse de, muhafazakâr kesime dolaylı yoldan daha fazla vurulduğu gerçeği göz ardı edilemez.
Tek Hikaye Yok: Çatışma ve Dramatik Yapı
Dizi, tek bir hikaye veya karakterle sınırlı kalmayıp, çok yönlü olaylar zinciriyle hem olumlu hem de olumsuz detayları sunmaktadır. Hayatın her alanında var olan kutuplaşmalar, dizide de “hak var batıl var, artı var eksi var” düsturuyla işlenmektedir. Dramatik yapıyı oluşturmak için çatışmanın olmazsa olmaz olduğu düşünüldüğünde, bu durum kaçınılmazdır. Dizinin bu kadar yaygara koparmasının temelinde, “karşıt düşünceli bir kanalda yayınlanmasının” büyük etkisi olduğu aşikardır. Başka kanallarda yayınlansa belki bu kadar tepki çekmezdi.
Cemaatler ve İslam: Hurafelerin Gölgesinde Bir Din Anlayışı
Günümüzde ülkemizdeki cemaatlerin büyük çoğunluğunun, “cemaati İslam’ın önünde” tuttuğu acı bir gerçektir. Dizide bu duruma devamlı ve abartılı bir vurgu yapılmaktadır. “Hoca efendiyi” bu kadar kutsamak ne İslam’da ne de tasavvufta yeri olan bir durumdur. “Geleneksel İslam ve hurafeler” günümüzde çok yaygın olduğundan, dizide bunlar daha fazla öne çıkarılmaktadır. Bu durum, müritlerin akıllarının tutulmuş, iradelerinin elinden alınmış “robot bir topluluk” haline gelmesine neden olmaktadır.
Muhafazakâr Kesime Vurgu: Ön Yargı ve Karalama
Dizide “muhafazakâr kesim” ile “seküler kesim” arasında sözde bir denge sağlanmaya çalışılsa da, daha fazla muhafazakâr kesime vurulduğu açıktır. Saçma sapan “hurafeleri ve gelenekleri, İslam” diye ortaya koymuşlardır. Örneğin, dizide geçen “zina edenlerden olma” sahnesi, zina eden kişinin kendini kırbaçlaması veya recm etmesi gibi hükümlerin dinde yeri olmayan, tamamen ön yargı ve karalama amaçlı sahnelerdir. Küçük yaşlarda kız çocuklarının evlendirilmesi gibi geleneksel uygulamaların İslam adına ortaya konması, “İslam düşmanlığı” değil de nedir?
Eğitim Sistemi ve Aile Yapısı: Dejenerasyonun İzleri
Dizide doğrudan İslam’a karşı çıkma durumu olmasa da, İslami savunma da yoktur. “Dengeleri sağlayacağız” diye bilip bilmedikleri konuları kendilerine göre seyirciye sunmaktadırlar. Örneğin, kuran kursunda hocanın talebesini dövme sahnesi, eskiden var olan ancak günümüzde artık söz konusu olmayan bir durumu yansıtmaktadır.
“Seküler-laik kesime” de vurgu yapılırken, karı-koca ilişkisinin çarpıklığından doğan “çocuklarının bunalımlı sadist hali” yüzeysel olarak verilmiştir. Aile yapısının nasıl dejenere edildiğine dair herhangi bir vurgu yapılmaması, bu önemli konunun göz ardı edildiğini göstermektedir.
Görselliğin Gücü: Kendi Eserini Ortaya Koyma Zamanı
Kitle iletişimin yaygın olduğu bir dünyada, insanları etkilemenin en önemli yolu “görsellik”tir. Sosyal medya, televizyon, sinema ve diziler gibi alanlarda “muhafazakâr kesim” yeterince varlığını gösteremeyince, meydan “seküler kesime” kalmıştır. Bu analizde anlatılmak istenen, toplumsal olaylara sadece tepkiyle yaklaşmanın yeterli olmadığıdır. Kendi eserinizi, kendi sinemanızı ve kendi varlığınızı da ortaya koymalısınız. Bunu yapamazsanız, diğerleri çalar, siz de onların çaldığı oyun havasıyla oynarsınız. Yasaklama, tepki gösterme ve şikayet etme ise bu işin en kolay yoludur.
MUSTAFA TOPALOĞLU
