Milli Görüşün Asgari Ücret Çıkmazı Ve Büyük Aldatmaca
Ekonomik krizin pençesinde kıvranan bu topraklarda sergilenen asgari ücret rüyaları gerçekten bir çözüm mü? Siyaset sahnesinde pompalanan illüzyonlar, yoksulluk sınırının altında ezilen milyonların gözünü boyarken asıl mesele sistemin neden değişmediğidir. Mevcut düzenin kimlerin işine yaradığı sorulmadıkça, her vaat sadece birer kandırmaca olarak kalacaktır.
Açlık Sınırının Gölgesinde Yaşanan Büyük Trajedi
Milyonlarca insan her gün hayatta kalma mücadelesi verirken, yoksulluk sınırının altındaki rakamlar utanç vesikasıdır. Asgari ücret üzerindeki yüklerin kaldırılması bile bu derin yarayı sarmaya yetmeyecek kadar küçük bir adımdır. İnsanca yaşamak bir lüks değil, her vatandaşın en doğal hakkıdır. Düzenin bekçileri ise bu taleplerden rahatsız oluyor.
Hükümetin uzun vadeli bir plan yapmadan belirlediği rakamlar, emekçinin alın terini küresel sermayeye peşkeş çekmektir. Yoksulluk sınırı sekiz bin seksen beş liraya dayanmışken, halkı sefalete mahkûm etmek yönetimsel bir cinayettir. Gerçekçi hedefler belirlenmedikçe, her yeni zam dalgası enflasyon canavarı tarafından anında yutulacaktır. Adalet, sadece güçlülerin korunduğu bir mekanizmaya dönüşmüştür.
Adil Ekonomik Düzen Bir Sosyal Yama Mı
Saadet Partisinin asgari ücret vizyonu, gerçekçi bir ekonomi programından yoksun olduğu için havada kalıyor. Adil Ekonomik Düzen modeli, paranın nasıl üretileceğiyle ilgilenmek yerine sadece dağıtıma odaklanan bir hizmet programıdır. Bu yapısal sorunları çözmekten uzak olan model, mevcut sistemin yaralarını sarmaya çalışan basit bir yamadır.
Kadroların yeni bir sistem kurabilecek donanıma sahip olmaması, eleştirilerin odağındaki en büyük haklılık payıdır. Paranın kaynağını sorgulamayan hiçbir model, halkı borç sarmalından kurtaramaz. Sosyal devlet maskesi altında sunulan bu vaatler, yapısal krizleri derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Ekonomik bağımsızlık, sadece dağıtımla değil, paranın üretim mekanizmasını millileştirmekle mümkündür.
Üretim Ekonomisi Ve Tasarruf Ekonomisi Yanılsaması
Savunulan üretim ve tasarruf ekonomisi kavramları, mevcut Borca Dayalı Para Sistemi içinde koca bir aldatmacadır. Para kredi sistemi yeniden tanımlanmadıkça, üretim yapmak sadece küresel finans elitlerine daha fazla hizmet etmektir. Bu kavramlar, ekonomi konusundaki derinlik eksikliğini gizlemek için kullanılan süslü kelimelerden ibaret kalmaktadır.
Eğer bu kafa yapısıyla iktidar olunursa, halkın payına sadece üretim köleliği düşecektir. Sistemin kaçınılmaz sonucu olan bu durum, bir kehanet değil acı bir gerçektir. Borca dayalı düzen devam ettiği sürece, ne kadar üretirseniz üretin, kazancınız faiz lobilerinin kasasına akacaktır. Milli Görüş, bu küresel denklemi okumakta yetersiz kalarak hayal satmaya devam ediyor.
Üretim Köleliği Ve Küresel Finansın Zincirleri
Uzakdoğu ülkelerinin borç içinde yüzmesi, deliler gibi üretmenin tek başına kurtuluş olmadığını kanıtlayan en büyük örnektir. Japonya ve Güney Kore gibi devler, Borca Dayalı Para Sistemi yüzünden yeni nesil köleler haline gelmişlerdir. Milli Görüşçülerin bu gerçeği görmezden gelerek kalkınma masalları anlatması, toplumu büyük bir yanılgıya sürüklemektedir.
Refah-Yol dönemindeki başarılar, bugünün karmaşık küresel finans sistemini anlamak için artık yeterli bir referans değildir. Değişen dünyayı ve finansal operasyonları okuyamayan hareketler, iyi niyetli olsalar bile ülkeye fayda sağlayamazlar. Ekonomik bağımsızlık yitirildiğinde, milli güvenlik de tehlikeye girer. Gerçekçi çözümler üretilmedikçe, asgari ücret rüyası sadece bir seraptan ibaret kalacaktır.
Milli Güvenlik Hattında Ekonomik Bağımsızlık Riski
Para ve kredinin dolaşımı ile mal hizmet dengesini kuramayan her program, başarısızlığa mahkûm bir denemedir. Türkiye’nin geleceği, ham hayallerle değil, uygulanabilir ve cesur ekonomik devrimlerle inşa edilmek zorundadır. Küresel finans çetelerine kafa tutamayanların, asgari ücret üzerinden siyaset yapması halkın duygularını istismar etmekten başka bir şey değildir.
SADİ ÖZGÜL
