Tüketici Kendi Elektriğini Üretip Satabilecek mi?

Elektrik Satışı: Yeni Köleliğin İlk Adımı mı?

EPDK’nın son kararı, çatılarda güneş enerjisiyle üretilen fazla elektriğin lisanssız satışına izin veriyor. Her aboneye tek bir üretim hakkı tanınıyor. Bu düzenleme, kulağa hoş gelse de, aslında büyük bir oyunun parçası. Bu, sadece bir enerji politikası değil, aynı zamanda toplumsal bir mühendislik projesi. Bireylerin cebine uzanan sinsi bir elin ilk hamlesidir. Gelecekteki pişmanlıkların tohumları şimdi ekiliyor.

Avrupa’nın Karanlık Mirası: Teşvikten Vergiye Geçiş

Avrupa’nın “yeşil enerji” masalı, aslında bir vergi tuzağıydı. Belçika örneği, bu acı gerçeğin kanıtıdır. Devlet, önce ucuz kredilerle vatandaşı güneş paneli kurmaya teşvik etti. Ardından 20 yıllık alım garantileriyle tatlı vaatlerde bulundu. Başlangıçta kilowatt başına 400 Euro gibi cazip fiyatlar sunuldu. Bir yıl sonra bu miktar 50 Euro’ya kadar düştü. Altı yıl içinde ise yıllık üretim fazlasına 250 Euro vergi bindirildi.

Bu süreçten en karlı çıkanlar kimlerdi? Büyük fabrikalar ve ticari işletmeler. Bireysel tüketiciler, elektrik faturası ödemekten kurtulsa da, hat kullanım bedeli gibi sabit giderlerle karşılaştı. Bu, “devlet babanın” önce teşvik edip sonra vergi sopasını gösterme klasiğidir. Türkiye’de de benzer bir senaryonun yaşanmayacağını düşünmek, saflıktan başka bir şey değildir.

Rockefeller’ın Gölgesi: Küçüklerin Büyükler Tarafından Yutulması

Tarih, büyük sermayenin küçük girişimcileri nasıl yuttuğunun acı örnekleriyle doludur. ABD’de bireylerin arazilerinden petrol çıkarma hakkı, Rockefeller’ın kurnaz hamleleriyle lisanslama sistemine dönüştürüldü. Sadece büyük şirketlerin tekelinde bir ayrıcalık haline geldi. Bu, küçük balıkların büyük köpekbalıklarına yem olduğu bir dönüm noktasıydı.

Şimdi, güneş enerjisi panelleriyle kendi elektriğini üreten vatandaşlar için de benzer bir kader mi hazırlanıyor? Ülke genelinde güneş enerjisi paneli kuranların sayısı arttıkça, devletin bu dağınık yapıyı kontrol altına alma arzusu kaçınılmaz olacaktır. Bu kontrol mekanizması, kooperatifleşme adı altında bir dayatmaya dönüşebilir.

Bireysel üreticiler, bir araya gelmeye zorlanacak, bu kooperatifler zamanla ticari şirketlere evrilecektir. Mevcut ekonomik koşullar ve bankalara olan borçlar göz önüne alındığında, bu şirketleşme süreci, küçük ortakların şirketlerini satmak zorunda kalmasına yol açabilir. Başlangıçtaki yatırımın getirisinin sıfırlanmasına neden olabilir.

Yeni Ticaret Kanunu: Krediye Giden Yolda Tuzaklar

Yeni ticaret kanunundaki tek başına kurulan şirketlerin vergi oranının, çok ortaklı şirketlere göre daha yüksek olması dikkat çekicidir. Bu düzenleme, sistemin bireysel girişimcileri birleşmeye zorladığının açık bir işaretidir. Bu, “tek başına istediğiniz kredi için gösterdiğiniz teminat yetersiz, birleşin öyle gelin kredi isteyin” diyen bir sistemin dayatmasıdır.

Bireysel güneş enerjisi yatırımcıları da bu durumdan nasibini alacaktır. Kredi teminatı gibi konularda yetersiz kalanlar, kooperatifleşme veya şirketleşme yoluyla bir araya gelmeye mecbur bırakılacaktır. Bu, devletin denetim ve vergilendirme süreçlerini kolaylaştırma amacı taşısa da, küçük yatırımcılar için ek bürokratik ve mali yükler getirecektir. Bu, “hepinize ayrı ayrı çökmekle uğraşmayayım, hepinize tek hamlede çökeyim” diyen bir zihniyetin yansımasıdır.

Türkiye’nin Enerji Geleceği: Büyük Oyunun Piyonu mu?

Bu gelişmeler, sadece bir enerji politikası değişikliği olarak görülemez. Bu, küresel ve bölgesel güçlerin, enerji piyasasını yeniden şekillendirme ve kontrol altına alma çabalarının bir parçasıdır. Türkiye’nin coğrafi konumu ve enerji potansiyeli, bu büyük oyunun önemli bir parçası haline gelmesini kaçınılmaz kılmaktadır.

Bireysel elektrik üretimi teşvikleri, aslında daha büyük bir planın ilk adımları olabilir. Bu planın nihai amacı, enerji üretimini ve dağıtımını tamamen büyük sermayenin kontrolüne vermek, bireysel üreticileri ise bu sistemin birer dişlisi haline getirmektir. Bu durum, milli güvenlik açısından da ciddi tehditler barındırmaktadır. Enerji bağımsızlığı, bir ülkenin en temel güvenlik unsurlarından biridir. Bireysel üretimin teşvik edilip, ardından büyük sermayenin kontrolüne geçmesi, ülkenin enerji bağımsızlığını zayıflatabilir ve dışa bağımlılığı artırabilir. Bu, sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda stratejik bir meseledir.

Gerçekleri Görmek ve Meydan Okumak

Bireysel elektrik üretimi, bir özgürlük vaadi gibi sunulsa da, aslında yeni bir bağımlılık zincirinin ilk halkası olabilir. Bu oyunu bozmak, ancak bilinçli farkındalık ve kolektif hareketle mümkündür. Okuyucu, bu durumun sadece kendi cebini değil, ülkenin geleceğini de ilgilendirdiğini idrak etmelidir. Bu, sadece bir haber yorumu değil, aynı zamanda bir çağrıdır: Gözlerinizi açın, sorgulayın ve harekete geçin!

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir