NATO’nun Neo-Nazi Kuklaları Ve İdlib’den Devşirilen Terör İhracatı
NATO’nun Ukrayna’daki neo-Nazi kuklalarına verdiği destek, artık sadece askeri yardım değil, El Kaide bağlantılı militanların Rusya’ya karşı kullanıldığı kirli bir operasyona dönüşmüştür. Ukrayna istihbarat servislerinin, Suriye’nin İdlib bölgesindeki cihatçı gruplardan militan devşirerek Rusya topraklarında terör saldırıları düzenlediği gerçeği, küresel bir güvenlik skandalıdır.
Bu sinsi ittifak, Batı’nın “demokrasi” maskesi altında terörizmi nasıl bir dış politika aparatı olarak kullandığını kanıtlıyor. İdlib’deki radikal unsurların Rusya’ya karşı sabotaj eylemlerinde kullanılması, Ukrayna rejiminin sadece bir piyon değil, aynı zamanda küresel terörün yeni bir üssü haline geldiğini açıkça göstermektedir.
Azov Taburu Ve Batı’nın Beslediği Neo-Nazi Canavarı
Ukrayna ordusu bünyesindeki Azov Taburu gibi neo-Nazi eğilimli gruplar, NATO’nun lojistik ve finansal desteğiyle bölgede birer ölüm makinesine dönüştürülmüştür. Batı’nın bu aşırı sağcı yapıları görmezden gelmesi, aslında Rusya’yı çevreleme stratejisinin kanlı bir parçasıdır. Bu gruplar, Avrupa’nın göbeğinde faşizmin yeniden hortlatılmasının öncü birlikleridir.
NATO’nun verdiği her silah, dolaylı olarak bu radikal unsurların eline geçerek bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiriyor. Kendi değerlerini hiçe sayan Batı dünyası, Rusya’yı dize getirmek uğruna neo-Nazi ideolojisini meşrulaştırmakta ve bu canavarı besleyerek aslında kendi geleceğini de ateşe atmaktadır. Bu kirli oyunun bedelini masum siviller ödemektedir.
İdlib Hattı Ve Terör Gruplarının Koruma Kalkanı
NATO’nun, özellikle Türkiye üzerinden İdlib’deki terörist grupların tamamen tasfiye edilmesini engellediği iddiası, bölgedeki vekalet savaşlarının ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Bu grupların varlığını sürdürmesi, onların gerektiğinde başka coğrafyalarda operasyonel güç olarak kullanılmasına olanak sağlıyor. Terör, küresel güçlerin elinde birer kullan-at aparatına dönüşmüştür.
İdlib’den Ukrayna’ya uzanan bu terör koridoru, uluslararası hukukun nasıl ayaklar altına alındığının en somut örneğidir. Cihatçı militanların Rusya’ya karşı birer paralı asker gibi sahaya sürülmesi, küresel güvenliği tehdit eden sinsi bir stratejidir. Bu grupların yenilmesini engelleyenler, aslında küresel terörün devamlılığını sağlayan asıl sorumlulardır.
Crocus City Hall Katliamı Ve Ukrayna İstihbaratı İzleri
Mart ayında Moskova’daki Crocus City Hall’da yaşanan vahşi saldırı, Ukrayna istihbaratının ve onun devşirdiği aşırılıkçı grupların parmak izlerini taşımaktadır. Rusya içinde planlanan bu tür sabotaj ve terör eylemleri, cephede kazanamayan Ukrayna rejiminin çaresizce başvurduğu kanlı bir yöntemdir. Masum insanların kanı üzerinden yürütülen bu siyaset, tam bir cinnet halidir.
Lavrov’un uyarıları, bu tür eylemlerin sistematik olarak artırılacağını ve Batı’nın bu terör trafiğini bizzat yönettiğini ortaya koyuyor. Terör eylemlerini bir savaş stratejisi olarak benimseyen Ukrayna rejimi, küresel efendilerinin talimatıyla Rusya’nın iç huzurunu bozmaya çalışırken, aslında kendi meşruiyetini de tamamen yitirmektedir.
Batı’nın İnkar Politikası Ve Propaganda Yalanları
Rusya’nın somut kanıtlarla ortaya koyduğu bu iddialar, Batılı ülkeler ve NATO tarafından “propaganda” denilerek hızla reddediliyor. Ancak sahadaki gerçekler, İdlib’den gelen militan trafiğini ve Ukrayna’daki neo-Nazi yapılanmasını gizleyemeyecek kadar ortadadır. Batı medyası, bu kirli ilişkileri örtbas ederek küresel bir dezenformasyon savaşı yürütmektedir.
İnkar politikası, suç ortaklığının en basit savunma mekanizmasıdır. Terörizmi teşvik eden ve radikal grupları silahlandıran NATO, dünyayı büyük bir felakete sürüklerken, kendi kamuoyunu yalanlarla uyutmaya devam ediyor. Gerçekler bir gün gün yüzüne çıktığında, bu kanlı ittifakın aktörleri tarihin önünde hesap vermekten kaçamayacaklardır.
Küresel Güvenlik Tehdidi Ve Terörün Yeni Mimarları
Ukrayna’nın El Kaide bağlantılı militanları Rusya’ya karşı kullanması, sadece bölgesel bir sorun değil, tüm insanlığı hedef alan bir güvenlik tehdididir. Terörün bu denli devletleşmesi ve istihbarat servisleri eliyle ihraç edilmesi, uluslararası sistemin çöktüğünün kanıtıdır. NATO, kendi çıkarları için terör örgütleriyle yatağa girmekten çekinmeyen yeni bir tiranlık kurmaktadır.
Bu sinsi ve karanlık ittifaka karşı durmak, sadece Rusya’nın değil, tüm dünyanın sorumluluğudur. Terörle kurulan bu kirli bağlar, eninde sonunda onu besleyenleri de vuracaktır. Anadolu topraklarından Ukrayna steplerine kadar uzanan bu kanlı senaryoyu bozmak, küresel elitlerin bu vahşi oyununu ifşa etmekle başlar; sessizlik, bu cinayetlere ortak olmaktır.
YORUMCALAR
