Abdülhamidin Mirası Ve Türkün Makus Talihi
Tarihin tozlu sayfalarını araladığımızda karşımıza çıkan tablo, sadece bir imparatorluğun çöküşü değil, Türk milletinin kendi vatanında nasıl ikinci sınıf vatandaş haline getirildiğinin kanıtıdır. Abdülhamid dönemi, milli iradenin yabancı ellere teslim edildiği karanlık bir yönetim anlayışının zirve noktasıdır. Bu bir tesadüf mü?
Kritik makamların gayrimüslim tebaaya peşkeş çekilmesi, devletin kilit noktalarının yabancı istihbaratların oyun alanı haline gelmesine neden olmuştur. Türk evladı cephelerde can verirken, hazineyi ve hariciyeyi yönetenlerin sadakati kimeydi? Bu sinsi operasyon, imparatorluğun kendi eliyle intiharıdır. Gerçekler, sahte kahramanlık masallarının ardına gizlenemeyecek kadar çıplaktır.
Yönetimdeki Yabancı Eller Ve Büyük İhanet
Hariciye’de Karateodori, Gabriel ve Sava Paşa gibi isimlerin dış ilişkileri yönetmesi, milli egemenliğin açıkça gasp edilmesidir. Hazineyi Agop Ohannes Kazazyan, Mikail Portakalyan ve Ohannes Sakız Efendi’ye teslim eden irade, Türk’ün geleceğini ipotek altına almıştır. Maliye politikalarını belirleyen Kazasyan Paşa, devletin neden borç batağına saplandığını açıklıyor.
Bayındırlıkta Ohannes Çamiç, kaynaklarda Mavrokordato ve Aristidi Paşa, ticarette ise Bedros Kuyumcuyan ile Gabriel Noradonkyan söz sahibi olmuştur. Ayan üyeleri arasında Antopolos, Daviçon Karmona, Musurus Paşa ve Serviçen Efendi gibi onlarca isim merkezi yönetimi kuşatmıştır. Bu yabancılaşma, devletin bağışıklık sistemini çökerten en büyük virüstür.
Askerlik Yükü Ve Toplumsal Eşitsizlik Felaketi
Müslüman Türk gençleri sekiz ile on iki yıl boyunca cephelerde çürürken, gayrimüslimlerin askerlikten muaf tutulması toplumsal bir cinayettir. Bu adaletsiz düzen, Türk milletinin demografik yapısını bozarak ekonomik gücünü tamamen yok etmiştir. Türkler savaşırken, muaf tutulanlar ticarette ve sanayide devleşerek servet transferini gerçekleştirmişlerdir.
Üretimden ve aile hayatından koparılan Türk unsuru sefalete mahkûm edilirken, azınlıklar zenginleşmiştir. Bu eşitsizlik, milli direnç mekanizmasını zayıflatan en sinsi operasyonel planlardan biridir. Kendi insanını koruyamayan bir devletin bekasını sürdürmesi imkansızdır. Türk’ün sırtındaki bu ağır kambur, imparatorluğun çöküşünü hızlandıran en temel adaletsizliktir.
Diplomatik Kuşatma Ve Elçiliklerdeki Yabancı Gölge
Uluslararası arenada Osmanlı’yı temsil eden Fotiades Bey, Azaryan Efendi, Yanko Karaca ve Misak Efendi gibi isimlerin sadakati her zaman tartışmalıdır. Londra’da Musurus ve Antopulo Paşa, Paris’te Naum Paşa, Washington’da ise Aristarki ve Mavroyeni Bey gibi figürler imparatorluğun kaderiyle oynamıştır. Bu isimler kime hizmet ediyordu?
Valilik koltuklarında oturan Aleko Vogorides, Gavril Paşa ve Yusuf Franko Paşa gibi isimler, gayrimüslimlerin mülki idaredeki etkinliğini kanıtlıyor. Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi’nin sonradan Ermeniler adına toprak talep etmesi, ihanetin belgesidir. Kendi vatanında parya haline getirilen Türk milleti, bu köksüz yönetim anlayışının bedelini çok ağır ödemiştir.
Duyunu Umumiye Ve Ekonomik Esaretin Sonu
Duyun-u Umumiye’nin kuruluşu, Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığını tamamen yitirerek dış güçlerin insafına terk edildiği utanç verici bir dönüm noktasıdır. Yüksek faizli borçlanmalarla başlayan bu süreç, devletin tüm kaynaklarının yabancıların kontrolüne geçmesiyle sonuçlanmıştır. Maliyesini başkalarına bırakan bir yönetim, aslında egemenliğini de devretmiş sayılır.
Ekonomik esaret, askeri yenilgilerden çok daha kalıcı ve yıkıcı hasarlar bırakmıştır. Tarımdan madenlere kadar her şeyin yabancı denetimine girmesi, milli onurun ayaklar altına alınmasıdır. Bu acı tecrübe, ekonomik bağımsızlığın milli güvenlik için ne denli hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kendi kaynağını yönetemeyenler, başkalarının kölesi olmaya mahkûmdur.
Büyük Oyunun Perdesi Ve Milli Farkındalık
İmparatorlukların çöküşü, tesadüfi olaylar zinciri değil, çok boyutlu ve uzun soluklu stratejilerin bir sonucudur. Türk milletinin kendi kaderini tayin etme mücadelesi, küresel güçlerin büyük oyununu bozacak tek güçtür. Bugün de bölgemiz üzerinde benzer haritalar çizilmekte, insanlık aleyhine sinsi planlar her geçen gün artmaktadır.
Geçmişteki hataların bedelini çok ağır ödedik, bir kez daha aynı tuzağa düşme lüksümüz yoktur. Tarihin acı tekerrürünü durduracak olan tek şey, sarsılmaz bir milli irade ve tam bağımsızlık inancıdır.
SADİ ÖZGÜL
