Şeyh Said Tartışması: Hain mi, Kahraman mı?
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin bir bulvara Şeyh Said’in adını verme kararı, Türkiye’de derin tartışmaları tetikledi. Bu karar, “Şeyh Said hain değildir” diyenlerle “İngiliz işbirlikçisi hainler” ithamında bulunanlar arasında sert bir kutuplaşma yarattı. Fatih Altaylı’nın “Almanya’da bir caddeye Hitler adı verilmesinin bir mantığı var ama Türkiye’de bir caddeye Şeyh Said adı verilmesinin bir mantığı yok” sözleri, tartışmanın boyutunu gözler önüne serdi. Diyanet görevlisi Halil Konakçı’nın Şeyh Said’i “İslam kahramanı” ilan etmesi, eski Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin “Sadece Şeyh Said değil, Halil Konakçı da haindir!” çıkışıyla karşılık buldu.
Emperyalizmin Uşağı mı, Dini Değerlerin Savunucusu mu?
Ümit Özdağ, Şeyh Said’i “emperyalizmin uşağı, Rusların ve İngilizlerin postal yalayıcısı” olarak nitelendirirken, onun vatan haini olmadığını düşünenleri “modern dönem hainleri” olarak tanımladı. MHP Lideri Devlet Bahçeli ise “Hınıslı Sait bir vatan hainidir. Yaşadığı dönemin terörist başıdır. Kim övgü ile bahsediyorsa onunla aynı çukurdadır” diyerek tartışmaya net bir tavır koydu. Bu sert açıklamalar, Şeyh Said figürünün Türkiye’nin yakın tarihinde ne denli hassas bir konu olduğunu bir kez daha gösterdi. İyi Partili bir milletvekilinin Şeyh Said’i savunması nedeniyle partisinden ihraç edilmesi, konunun siyasi arenadaki ağırlığını ortaya koydu.
Hüdapar’ın Afişleri ve Resmi Belgelerdeki Gerçekler
Hizbullah’ın siyasi kolu olarak anılan Hüdapar’ın 2023 Mart ayında Ağrı’da astığı afişlerde, Şeyh Said’i “şehadetinin yıl dönümünde hürmetle yad ettiklerini” belirtmesi, tartışmanın farklı bir boyutunu gözler önüne serdi. Ancak resmi belgeler, Şeyh Said’in isyanının ardındaki gerçekleri farklı bir şekilde ortaya koyuyor.
Şeyh Said, yakalandıktan sonra alınan ilk ifadesinde, maksatlarının şeriat hükümlerini uygulamak ve özerklik talep etmek olduğunu, hatta gerekirse İngiliz Hükümeti’ne başvurarak Türk Hükümeti’ni maksatlarını temin etmek zorunda bırakmayı talep etmekten ibaret olduğunu açıklamıştı. Bu ifade, mahkeme tutanaklarına da yansımıştı.
İstiklal Mahkemesi Kararı ve İdam Gerekçesi
İstiklal Mahkemesi’nin kararında, Şeyh Said ve arkadaşlarının idamının hukuki gerekçesi açıkça belirtiliyor. Kararda, “Yüce devletin mülklerinin bir kısmını veya bir parçasını veyahut seçkin vilayetlerinden birini tamamen veya kısmen diğer bir seçkin vilayete zorla dâhil etmeye veyahut gelişigüzel yüce devletin mülklerinin bir kısmını Hükûmet idaresinden çıkartmaya teşebbüs eden kimseler idam olunur” maddesine atıfta bulunuluyor.
Bu belgeler, Şeyh Said’in eylemlerinin sadece dini bir hareket olmadığını, aynı zamanda devletin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. TBMM online kütüphanesinde İstiklal Mahkemesi zabıtları, bu konuda detaylı bilgi sunuyor.
Devletin Bütünlüğüne Yönelik Tehditler ve Değerlerin Aşınması
Günümüz Türkiye’sinde, devletin bütünlüğüne, kurucusuna ve değerlerine hakaret eden kişilerin “saygın şahsiyetler” olarak anılması, gerçekten şaşırtıcı bir durum. Devletin kurucusunun onurunun ve mirasının açıkça hiçe sayılmasına rağmen, bu tiplerin “üstat” veya “hocaefendi” olarak görülmeye başlanması ve hatta cami kürsülerinden bunun dile getirilmesi, toplumumuzda devletin üzerine inşa edildiği değer ve ilkelerin altını oyanların yüceltilmesine izin verildiğini gösteriyor.
Askere, polise, memurlara ve sivillere ateş açıp katleden ayaklanmanın düzenleyicisi olan Şeyh Said’in bir İslam alimi ve kahramanı statüsüne yükseltilmesi ise daha da hayret verici. Bu yüceltme, yalnızca devletin bekası için canlarını feda edenlerin anısına ihanet etmekle kalmıyor, aynı zamanda İslam dinini hainlik ve ihanetle ilişkilendirerek İslam’ın özüne de zarar veriyor.
Türkiye’nin Kuşatılması ve Birlik Olma Zorunluluğu
Türkiye tarihinin bu yeni döneminde, devletimizin eşi benzeri görülmemiş bir kuşatmayla karşı karşıya olduğu açıkça görülüyor. Yıllardır devletimizin bekasına rehberlik eden değerlerimiz, ilerlememizi ve birliğimizi bozmak isteyenler tarafından baltalanıyor. Bu kuşatma sadece dışarıdan değil, aynı zamanda kendi toplumumuz içindeki bölünme ve anlaşmazlığı sürdüren nesebi bilinmeyenler, kriptolar ve gizli dinliler tarafından içeriden de yapılıyor.
Bu kuşatmanın üstesinden gelmek ve devletimizin bütünlüğünü korumak için bu bölücü iç güçlere karşı birlik olmamız şart. Toplumumuzun temelini oluşturan değerlere olan bağlılığımızı yeniden teyit etmeliyiz. Tarihimizi çarpıtmaya çalışanları bunlardan sorumlu tutarak, gereken yaptırımların hayata geçirilmesi önem taşıyor. Ancak bu değerlerimize sahip çıkarak Yeni Türk Yüzyılında devletimiz için daha parlak bir gelecek sağlayabiliriz.
Sonuç: Uyanık Olma Zamanı
Türkiye’deki mevcut ortam, devletimize, kurucularına ve değerlerine karşı hakaret eden kişilerin “üstat”, “efendi”, “kahraman”, “İslam alimi” olarak ilan edildiği endişe verici bir eğilimin yaygınlaştırılmaya çalışıldığını gösteriyor. Bu durum, devletimizin birliği ve ilerlemesi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu eşi benzeri görülmemiş kuşatmanın üstesinden gelebilmek için uyanık ve birlik içinde olmamız elzem. Değerlerimize sahip çıkarak ülkemizin bütünlüğünü koruyabilir ve daha müreffeh bir geleceğe doğru yol alabiliriz.
SADİ ÖZGÜL
