Yalta’dan Günümüze: Türkiye’ye Yönelik Küresel Tehditler

Dünya Düzenini Yeniden Şekillendiren 1945 Yalta Konferansı’nın Gölgesi, Günümüzde “Büyük Ortadoğu Projesi” (Bop) Adıyla Coğrafyamızın Üzerine Düşüyor.

Türkistan’ın Rusya ve Çin arasında bölüşülmesinden, Almanya’nın Fransa’ya terk edilmesine, Mezopotamya’nın (Suriye ve Irak) yeniden parçalanmasına ve Afrika’nın sömürgeleştirilmesine kadar uzanan küresel planın en kritik hedeflerinden biri, Türkiye’nin yedi bölgeye ayrılması ve tarihi liderliğinin elinden alınmasıdır. Bölgemizde yaşanan her olay, kararların yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Milletimiz, sinsi planlara asla boyun eğmeyecektir.

“Sarı Öküz”ün Dramı: Bölgesel Tecrübeler ve Türkiye’nin Yalnızlığı

Büyük Ortadoğu Projesi tüm hızıyla devam ederken, “sarı öküz” hikayesi günümüzün gerçeğini gözler önüne seriyor. Aç aslanlar, öküz sürüsüne saldırır. Sürü, her defasında saldırıları püskürtse de, yorgun düşer. Aslanlar, en çetin mücadeleyi veren sarı öküzü hedef alır ve sürünün liderine, “sarı öküzü bize verin, size saldırmayacağız” derler. Lider, teklifi kabul eder ve sarı öküzü aslanlara teslim eder.

Birkaç gün sonra aslanlar tekrar saldırır. Sürünün önderi, o tarihi cevabı verir: “Sarı öküzü size verdiğimde anlamıştım sıranın bize geleceğini.” Irak, Suriye, Libya gibi ülkelerin “sarı öküz” misali feda edilişi, şimdi “sıranın Türkiye’ye geldiği” endişesini körüklüyor.

Suriye’nin Parçalanışı: Küresel Güçlerin Kanlı Oyunu

Bölgedeki krizler, küresel güçlerin stratejik hamleleriyle derinleşti. Irak’a müdahale edildiğinde, sıra Suriye’ye geldi ve ülke parçalanmanın eşiğine sürüklendi. Irak’a “demokrasi getireceğiz” bahanesiyle yapılan saldırılar sırasında, 10 metre kalınlığında betonu delen bombalarla Irak’ın bombalanması, Suriye’nin akıbeti için endişe verici tablo çizdi. Üssün açılmasına izin verildiğinde, ekonomik beklentilerle Suriye benzer sürece dahil oldu.

Libya’da yönetim devrildiğinde, Suriye’de benzer plan devreye alındı. “Emevi Camisi’nde cuma namazı kılacağız” hayali kurulduğunda, Suriye’de büyük oyun başladı. On yılı aşkın süredir kuruluşu için emek verilen muhalif gücün dağıtılmasıyla, Suriye’de beklenmedik olayların düğmesine basıldı. Bir haftada Suriye’yi bir baştan bir başa ele geçirilmesi, ülkedeki bölünmenin işaretlerini verdi. Süreçte, yönetimin kalıp kalmaması tartışması, asıl olup bitenleri gölgelemek için gerekçe oldu.

Küresel Aktörlerin İkiyüzlülüğü: “Büyük İsrail”in Gölgesinde

Bölgedeki gelişmelerde, küresel aktörlerin ikiyüzlü politikaları ve gerçek niyetleri açıkça ortaya çıkıyor. Bir ülkenin yönetimi, Türkiye’nin tüm dirençlerine rağmen, küresel gücün perspektifi doğrultusunda hareket ediyor. Trajikomik şekilde, terör örgütünün isteklerine küresel güç aracılık ediyor, “orta yol bulmaya çalışıyor” gibi görünüyor. Tiyatro, bölgedeki yönetimler için geçerli; küresel gücün programı, kendi istekleriymiş gibi sunuluyor.

Küresel iki liderin bir araya geldiği toplantıda, “Büyük İsrail’in kurulabilmesi için Suriye’nin bölünmesi gerekiyordu” açıklaması yapıldı ve diğer lider bunu onayladı. Demokrasi, insan hakları gibi kavramlar, yıkmak istedikleri ülkelerde nükleer bomba olduğunu ilan ederek saldırılarına meşruiyet sağlamak için birer bahane olarak kullanılıyor. Bu, katil sürüsü, hırsız ve ahlaksız zihniyetin ürünüdür.

Türkiye’ye Yönelik Kuşatma: Yalnızlaştırma Stratejileri

Suriye’de İsrail, Türkiye ile komşu olmanın eşiğinde. Küresel güç, İsrail’den başlayarak Lübnan, Suriye, Azerbaycan/Zengezur hattını oluşturarak Türkiye’yi kuşattı. Bu, “sıranın Türkiye’ye geldiği” gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye, kendi coğrafyasında ve tarihi gönül coğrafyasında, küresel güçlere rağmen varlığını etkinleştirerek sürdürmeye çalışıyor.

Türkiye, yeni dünya kurulurken “ben varım” diyor. Ancak işimiz hiç kolay değil. Azerbaycan’ın İsrail’le olağanüstü yakınlaşması, hatta Ermenistan savaşını İsrail sayesinde kazandıklarının propagandası, hiç hayra alamet değil. Türk devletlerinin, başta Azerbaycan ve Kazakistan’ın, bazı Arap ülkeleriyle birlikte küresel gücün öncülüğünde İsrail’le “İbrahim Anlaşması” imzalaması, Türkiye’nin kendi coğrafyasında yalnızlaştırılma operasyonlarından biridir.

Kırmızı Çizgiler: Milli Bütünlük ve Terörle Mücadele

Türkiye’nin Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır. Türk ve Kürt, akraba topluluklardır. Terör sorunu Kürt halkı ile olmayıp, Ermeni Asala Örgütü’nün devamı olan terör örgütü iledir. Terör örgütünün patronu, bir adadaki hain katil değil, küresel güçler ve müttefikleridir. Suriye’de terör örgütüne bölgesel yönetim hakkı verilmekte, teröristlere askerlik ve iç güvenlik teslim edileceği planlanmaktadır. Suriye’de bundan böyle istikrar ve iç barıştan söz etmek mümkün değildir.

Bu, büyük hatadır. Suriye’de yılların emeği ve maddi külfeti ile kurulan muhalif güç dağıtılmıştır. Suriye’deki Türkmenler savunmasız bırakılmıştır. Türkiye’nin işi her geçen gün daha da zorlaşmakta olmasına rağmen, Türkiye çetrefilli entrika ve projeleri boşa çıkaracaktır. Hatta çıkarmalıdır ki, bu ancak birlik ve beraberliği sağlamakla mümkündür. Türkiye, “yok eyalet, yok özerklik, yok yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerekçesi ile eğitimin yerel dilde yapılması” gibi tuzaklardan uzak durmak zorundadır.

Aksi halde, “Arzı mevud” sapkın inancının gereği İsrail’e biçilen “kutsal toprak” hedefinin, Allah korusun, kurbanı olacaktır. Türkiye’yle savaşı göze alamayanlar, “parçala böl yut” politikalarını hayata geçirmek istemektedirler.

Son Söz: Birlik ve Dirençle Hayatta Kalma Çağrısı

Türkiye, ateş çemberi içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Üniter yapıdan vazgeçmeyecek, anayasanın Türk devleti ve Türk tarifinden vazgeçmeyecektir. Türkiye kırmızı çizgilerinin farkındadır! Bölücülerin oyununa gelmeyecektir! Ve hayatta kalacaktır.

HALİS ÖZDEMİR