Abdülhamid Dönemi Af Tavizleri ve Pastırmacıyan İhaneti
Emperyalist uşağı Ermeni asıllı Öcalan’a verilmek istenen umut hakkının bir benzeri Padişah II. Abdülhamid döneminde emperyalistlerin baskısı ile Ermeni terörist başına verilmiş ve daha sonra meclisi mebushan’da milletvekili yapılmıştır.
Peki Tarih tekerrürden ibarettir midir?
Cevabı okuyuculara bırakarak anlatmaya başlayalım…
Tarih, ders almayanlar için sadece acı dolu tekerrürdür. II. Abdülhamid döneminde Karekin Pastırmacıyan isimli terör elebaşının Osmanlı Bankası baskınıyla başlattığı katliamlar, emperyalist baskılarla gelen “umut hakkı” gib sahte afların ne kadar tehlikeli olduğunu kanıtlamıştır. II. Abdülhamid tarafından affedilerek serbest bırakılan teröristin meclis çatısı altına mebus sıfatıyla girmesi, devletin bekasına saplanan en zehirli hançerdir.
Acaba tartışılan haklar, dünün katliamlarına zemin hazırlayan acziyetin modern kopyası mıdır? Pastırmacıyan, kendisine sunulan imkanları Doğu Anadolu topraklarında Türk kanı dökmek için kullanmıştır. Günümüzde terör örgütü liderlerini “kurucu önder” denilerek meşrulaştırma çabaları, milli güvenlik duvarlarında onarılamaz gedikler açmaktadır. Geçmişin ihanet şablonu, yeni isimler ve kavramlar altında toplumun önüne tekrar getirilmektedir.
Adalet Terazisinde Sallanan Vatanseverler Katil Afları
Emperyalist güçlerin dayatmasıyla terör liderleri baş tacı edilirken, vatanı savunan evlatların feda edilmesi en büyük toplumsal yaradır. Karekin Pastırmacıyan ve Garabet Tomayan gibi eli kanlı idama mahkum edilen katiller mebuslukla ödüllendirilirken, devletin bekası için görev yapan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey idam sehpasına gönderilmiştir. Adaletin denli çarpıtılması, devlet mekanizmasının içine sızan direnç kırıcı unsurların göstergesidir.
Vatanseverlerin darağacında can verdiği, katillerin ise meclis koridorlarında ağırlandığı sistem ne kadar sürdürülebilir? İngilizlerin talepleriyle Pastırmacıyan’ın affedilmesiyle şekillenen o dönemin çarpık tek adam hukuk anlayışı, milli onuru zedeleyen utanç vesikasıdır. İçerideki işbirlikçilerin ihanetiyle birleşen dış baskılar, Türk milletinin öz evlatlarını korumasız bırakmıştır. Adaletsiz denge, tarihin tozlu sayfalarında değil, günümüzün stratejik hatalarında yaşamaya devam etmektedir.
Osmanlı Mirası Maskesi Altında Sunulan Teslimiyetçi Ruh
Geçmişi sadece kurgu diziler üzerinden kutsayanlar, imparatorluğun çöküşüne yol açan tavizkar politikaların gerçek mirasçılarıdır. II. Abdülhamid dönemindeki sözde “istikrar” masalları anlatılırken, aslında Pastırmacıyan gibi teröristlerin affedildiği çözülme süreci gizlenmektedirler. Toplum, yapay tarih algısıyla ayakta uyutulurken, emperyalizme verilen devasa tavizler halkın gözünden titizlikle kaçırılmaktadır. Gerçek tarih bilinci yerine neden sadece kurgulanmış kahramanlık hikayeleriyle yetinmek zorunda bırakılıyoruz?
Terörle pazarlık masasına oturan zihniyet, aslında o dönemin teslimiyetçi ruhunun günümüzdeki yansımasıdır. Milli kimlik, sahte Osmanlıcılık maskesiyle aşındırılmaktadır. Kendi celladına hayran bırakılan kitleler, tarihin en büyük ideolojik illüzyonuna kurban edilerek gerçeklerden tamamen koparılmaktadır. Teslimiyetçi politikalar, milli direnç mekanizmalarını felç ederek toplumu savunmasız bırakmaktadır.
Kürt Sorunu Ambalajlı Yeni Sevr Stratejik Kuşatma
Önümüze konulan yapay sorunlar, aslında Büyük Ermenistan projesinin stratejik ön hazırlığı niteliğindedir. Emperyalist odaklar, Sevr Antlaşması ile yarım bıraktıkları Anadolu’yu parçalama planını farklı maskelerle yürütmektedir. Atatürk’ün Samsun’a çıkarak çöpe attığı hain haritalar, bazı çevrelerin gizli özlemi olarak masalarda tekrar canlandırılmaya çalışılmaktadır. Günümüzde Lozan’ın hezimnet mi yoksa zafer mi kısır tartışması yapmak yerine kazanımlarını hedef alan sinsi kuşatmanın arkasındaki asıl güçleri neden sorgulamıyoruz?
Ülkeyi yöneten aklın hangi odaklardan beslendiği netleşmedikçe, stratejik kuşatma daralmaya devam edecektir. Coğrafyamız üzerindeki emeller hiç değişmemiştir; sadece kullanılan maşalar ve söylemler güncellenmiştir. Milli güvenlik, küresel projelerin figüranı haline getirilmek istenen siyaset anlayışıyla asla korunamaz. Toprak bütünlüğümüz, yapay krizler ve dış güdümlü ajandalarla sistematik olarak tehdit edilmektedir.
İçerideki Bozgunculuk ve Milli Bilincin Sistematik Kaybı
Dede Korkut’un bin yıl önceden yaptığı uyarı, kapımızın kilit tutmamasının asıl sebebidir. Halkın arasına nifak tohumları eken ve teröristin yaşamını Türk evladından üstün tutan zihniyet, en büyük beka sorunudur. Son 50 yıldır hiçbir varlık gösteremeyen etkisiz kurumlar ve STK’lar, toplumsal çürümenin ve milli bilinç kaybının sessiz ortaklarıdır. Kendi tarihini bilmeyen milletin, celladına aşık edilerek yok oluşa sürüklenmesi engellenebilir mi?
Bilgi sahibi olmadan fikir üreten kitleler, manipülasyonlara açık hale getirilmiştir. Milli direnç, içeriden yürütülen sistematik bozgunculukla kırılmaktadır. Toplumun hafızası silinerek, ihanetler normalleştirilmekte ve şehitlerin kemikleri sızlatılmaktadır. Bilinçsizlik hali, vatanın savunma hatlarını içeriden çökerten en tehlikeli unsurdur. Milli kimlikten kopuş, toplumu küresel güçlerin oyuncağı haline getiren süreci hızlandırmaktadır.
Bilge Kağan’ın Uyarısı ve Milli Direncin Şahlanışı
Tarih tekerrür edecekse, ancak milletin iradesinin yeniden şahlanışı ve milli ruhun uyanışıyla mümkün olmalıdır. Bilge Kağan’ın binlerce yıl öncesinden gelen uyarısı, her zamankinden daha hayati önem taşımaktadır. Bilgisiz kişilerin peşinden gidenlerin sonu, yurtsuz ve sefil kalmaktır. Gerçek tarih bilinciyle kuşanmak, emperyalist planlara karşı durmanın tek ve mutlak yoludur.
Çocuklarını ve aziz şehitlerini unutan milletin geleceği, başkalarının kaleminden mi yazılacaktır? Unutmak, sadece hafıza kaybı değil, aynı zamanda yapılan ihanetlere doğrudan ortak olmaktır. Atatürk’ün 1919’da başlattığı büyük direnç ve mücadele ruhu, Türk milletinin kendi kaderini tayin edecek güce ve tarihsel mirasa ve öğretiye sahiptir; yeter ki gerçek düşmanlarını doğru tanısın…
YORUMCALAR…

