Uzay Masalları Ve Mutfaktaki Yangının Acı Gerçeği
Gözlerimizi yıldızlara dikmiş hayaller kurarken ayaklarımızın altındaki vatan toprağı sinsice kaymaya devam ediyor. Yirmi yıllık iktidarın temel enerji sorununu bile çözemediği bir ülkede uzay yolculuğundan bahsetmek halkla alay etmektir. Vatandaşın mutfak masasında verdiği yaşam mücadelesi bu gösterişli projelerle tam bir tezat oluşturuyor.
Temel gıda maddelerine erişim imkansız hale gelirken köylü mazot ve gübre fiyatları altında ezilip toprağını terk ediyor. Küresel krizler veya pandemi gibi bahaneler halkın yaşadığı derin ekonomik buhranı örtbas etmeye asla yetmeyecektir. Gerçek sorunların üzerini örtme çabası siyasi bir illüzyondan ibaret olup toplumsal öfkeyi daha da körüklüyor.
Uluslararası Prangalar Ve Halkın Sırtındaki Ağır Fatura
DSÖ ve Paris İklim Anlaşması gibi platformlarda atılan imzalar halka danışılmadan alınan kararların acı meyveleridir. Bu anlaşmaların getirdiği yükümlülükler vatandaşın sırtına astronomik zamlar ve fahiş fiyat artışları olarak geri dönüyor. Halka hizmet sloganları havada kalırken siyasi irade gerçek ihtiyaçlardan her geçen gün daha fazla uzaklaşıyor.
Mülteciler için yapılan geri kabul anlaşmaları toplumsal dokuyu bozarken ekonomik yükü daha da ağırlaştıran bir unsurdur. Elektrik ve doğalgaz faturaları ödenemez hale gelmişken küresel dayatmalara boyun eğmek milli bir felakettir. Siyasi aktörlerin halkın çaresizliğini görmezden gelmesi devlet ile millet arasındaki güven bağını tamamen koparma noktasına getirdi.
Siyasi İflasın Perdesi Ve Bahaneler Üretme Mekanizması
Pandemi sürecinde uygulanan yasaklar virüsün değil yanlış ve teslimiyetçi politikaların sonucunda ekonomiyi tamamen çöküşe sürükledi. Esnafın ve üreticinin batırılması küresel güçlerin oyuncağı haline gelen siyasi yelpazenin ortak bir başarısızlık hikayesidir. Sürekli bahane üreten bu zihniyet ülkenin geleceğini karanlık bir belirsizliğe doğru hızla sürüklemeye devam ediyor.
İktidar ve ana muhalefet küresel odakların çizdiği sınırların dışına çıkamayarak milli çıkarları açıkça göz ardı etmektedir. Çözüm üretmek yerine başarısızlığa kılıf bulma alışkanlığı siyasi bir iflasın en somut ve en acı göstergesidir. Teslimiyetçi tutumlar sergileyen liderler halkın gerçek sorunlarını çözmek yerine sadece zaman kazanmaya ve koltuklarını korumaya çalışıyorlar.
Partizanlık Zehri Ve Eleştirel Düşüncenin Toplumsal Ölümü
Lider fetişizmi ve partizanlık zihniyeti toplumun eleştirel düşünme yeteneğini tamamen körelterek hataların kronikleşmesine neden oluyor. Yanlışları dile getirmek yerine savunma eğilimi toplumsal çürümeyi hızlandırırken öz eleştiri yapmayı imkansız kılan bir ortam yaratıyor. Farklı düşünenlerin damgalandığı bu iklim faşist anlayışların yeşermesi için en uygun zemini sinsice hazırlıyor.
Gerçek dostluk yanlışları söylemeyi gerektirirken bizde eleştiri sadece karşıt fikirlere yöneltilen bir saldırı aracıdır. Toplumun geleceği için büyük tehdit oluşturan bu durum sorgulayan beyinlerin susturulmasına yol açıyor. Eleştirel seslerin boğulduğu bir ülkede gelişim durur ve yerini sadece biat edenlerin yarattığı derin bir sessizlik alır.
Şakşakçı Duvarlar Ve Gerçeklerin Karartılma Operasyonu
Şahsi menfaatleri için her yanlışı alkışlayan yalaka taifesi lider ile halk arasına aşılmaz ve görünmez duvarlar örüyor. Bu duvarlar gerçeklerin duyulmasını engellerken iktidara olan teveccühün hızla erimesine ve toplumsal kopuşa neden oluyor. En büyük zararı her zaman en yakındaki dalkavuklar verir gerçeği bugün siyasetin en acı dersidir.
Sorgulayanlardan değil sürekli tasdikleyenlerden korkulması gerektiği gerçeği her kurum ve kuruluş için geçerli bir kuraldır. Gerçeklerin karartıldığı bu ortamda halkın sesi duyulmaz hale gelirken şakşakçılar kendi ikballeri için ülkeyi ateşe atıyorlar. Bu görünmez duvarlar yıkılmadığı sürece devletin halkıyla kucaklaşması ve sorunları çözmesi asla mümkün olmayacaktır.
Gizli Operasyonlar Gölgesinde Türkiye’nin Gelecek Kaygısı
Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle sürekli olarak içeriden ve dışarıdan yürütülen karmaşık operasyonların hedefi haline getirilmektedir. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir dönemde uzay programı gibi projelerle dikkat dağıtmak bu operasyonların bir parçasıdır. Milli güvenliğimizi tehdit eden bu süreçte toplumsal huzurumuz her geçen gün daha fazla dinamitleniyor.
BERKANT YÜKSELTÜRK
