2025’te Hava Durumuna Sahip Olmak: Bir Distopya Gerçekleşiyor mu?
1996 yılında ABD Hava Kuvvetleri tarafından hazırlanan “2025’te Hava Durumuna Sahip Olmak” başlıklı rapor, jeomühendislik ve nanopartikül dağıtma teknolojileriyle hava durumunu kontrol etme potansiyelini ortaya koyuyordu. Bu çalışma, ABD ordusunun kuraklık, kasırga, buz fırtınası ve adı sanı duyulmamış hastalıklar yaratma gücüne ulaşabileceği bir geleceği öngörüyordu. Milyonlarca insanı etkileyebilecek bu senaryo, sadece bir tahmin olmaktan öte, günümüzdeki iklim manipülasyonu tartışmalarına ışık tutan karanlık bir kehanet niteliğinde.
Hava Kuvvetleri 2025: Geleceğin Savaş Alanı
On ciltten oluşan 3.300 sayfalık bu kapsamlı rapor, 2025 yılına kadar var olacak ekonomik, siyasi ve askeri koşulları öngörerek, ABD Hava Kuvvetleri’nin bu yeni düzende hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyacağı yetenekleri belirliyordu. Araştırmacılar, jeomühendislik operasyonlarının hava ve uzay üstünlüğünü artıracağını ve savaş alanının şekillendirilmesi için yeni seçenekler sunacağını tespit etmişti. Bu, sadece askeri bir avantaj değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini kökten değiştirebilecek bir potansiyeli işaret ediyordu.
Karbon Siyahı Tozu ve İklim Manipülasyonu
Çalışma, karbon siyahı tozunun güneşi emme potansiyelinden yararlanarak yağışları artırma, cirrus bulutları oluşturma ve kuru alanlarda fırtına bulutlarını tetikleme hipotezini araştırıyordu. Bu teknoloji, mikroskobik karbon tozunun havada dağıtılmasıyla çevredeki havayı ısıtarak buharlaşmayı artırmayı ve bulut oluşumunu hızlandırmayı amaçlıyordu. Ancak, karbon siyahı tozunun insan sağlığına zararları, görüş mesafesini bozması, ekosistemlere zarar vermesi ve küresel ısınmayı şiddetlendirmesi gibi olumsuz etkileri de göz ardı edilemez.
Gizli İHA’lar ve Yağış Kontrolü
Raporda önerilen yöntemlerden biri, pilotlu savaş uçaklarının yeteneklerine yakın gizli İHA’lar kullanarak karbon partikülleri dağıtmak ve yağışları kontrol etmekti. Bu İHA’lar, hedef bölgeye giderken radara görünmeden karbon tozu üretebilecek ve yağışı artırma veya bastırma yeteneğine sahip olacaktı. Bulut tohumlama yoluyla yağışın istenen bölgeye ulaşmadan önce düşmeye “zorlanması”, belirli bölgelerin “kuru” bırakılmasına olanak tanıyarak, iklimi bir silah olarak kullanma potansiyelini ortaya koyuyordu.
Nanopartiküller ve Soykırımcı Hava Savaşı
Raporda ayrıca grafen oksit, polimerler ve toksik nanopartikül metallerin soykırımcı askeri hava savaşı operasyonlarında kullanılmasına dikkat çekiliyordu. Kan tetkik raporlarıyla ilişkilendirilen bu maddelerin olumsuz sağlık etkileri yoluyla mevcut soykırıma katkıda bulunduğu vurgulanıyordu. Emekli ABD generallerinin jeomühendislik hava savaşlarının varlığını inkar etmelerine rağmen, bu tür projelerin potansiyel sonuçlarını göze alamadıkları için ihbarcıların ortaya çıkmayacağı karanlık projeler olduğu yönünde kuvvetli şüpheler bulunuyor.
Küresel Şeytanların İklim Silahı
Günümüzde iklimin ve havanın silah olarak kullanılması çalışmaları, bazıları tarafından “uçuk komplo teorisi” olarak nitelendirilse de, bu raporun içeriği, bu iddiaların temelini oluşturuyor. Bu çalışmaları gizli gizli yürüten “Küresel Şeytanlar”ın, bilerek ya da bilmeyerek, iklimi bir kontrol aracı olarak kullanma peşinde olduğu düşünülüyor. Gezegenimizi zehirleyen asıl faktörün karbon ayak izimiz değil, askeri savaşlar olduğu yönündeki ortak kanaat, bu distopik senaryonun ne kadar gerçekçi olabileceğini düşündürüyor.
YORUMCALAR
Kaynaklar;
- https://zerogeoengineering.com/2018/weather-force-multiplier-owning-weather-2025/
- https://www.space.com/1725-military-weather.html
- https://www.airandspaceforces.com/article/1296study/
- https://iris.who.int/bitstream/handle/10665/204585/9789241565196_eng.pdf;jsessionid=A3CF4F9AE7E4C19DFAD86DA5E8D8A9CA?sequence=1
- https://news.climate.columbia.edu/2016/03/22/the-damaging-effects-of-black-carbon/
- https://youtu.be/30mkxLR00wQ
- https://youtu.be/rf78rEAJvhY
