Merkez Bankası Dolara Müdahale Ettiğini Sanıyor

Merkez Bankası’nın Dijital Müdahalesi: Gerçekler mi, Sanrılar mı?

Cumhuriyet Merkez Bankası’nın her ay düzenlediği yıl sonu döviz beklentisi anketinin Temmuz ayı sonuçları, dolar beklentisinin 4,83 TL’ye yükseldiğini gösteriyor. Ancak bu tahminin tutturulamayacağı gün gibi ortada. Daha da ilginci, son ankette 5 TL ve üzerinde değer girişine izin verilmemesi. Bu durum, akıllara “rastlantı ile dolara müdahale etmede yeni bir yöntem mi keşfettiler, yoksa Saray’ı mı kızdırmak istemediler?” sorularını getiriyor.

Merkez Bankası’nın yıl sonu dolar tahminini düşük çıkarmak adına 5 TL ve üzeri veri girişine “ortalama dışı” sınırlaması getirme cingözlüğünü yapmasına rağmen, 2018 yıl sonu dolar tahmininin 4,83 TL çıkmasına nasıl izin verdiği ise tam bir muamma. Madem böyle bir şeye kalkışıldı, neden Haziran ayındaki 4,58 TL’lik tahminin üzerine çok az bir artışla 4,65 TL civarında bir sonuç çıkarılmadı? Bu dijital müdahale, Merkez Bankası’nın gerçeklerden ne kadar uzaklaştığını gözler önüne seriyor.

Ekonomi Yönetiminin Şeffaflık Sorunu

Devletin ekonomi yönetimine sorulması gereken temel sorular var: Sonuçlara böyle bir müdahale tarzı, devletin diğer kurumlarında da uygulanıyor mu? Ekonomi yönetiminin kamuoyuna açıkladığı aylık, üç aylık, altı aylık ve yıllık dönemlere ait sonuçlar, verilerin girişindeki muhtemel sınırlamalar ve müdahaleler sebebiyle gerçeği yansıtmıyor olabilir mi? Verecekleri cevaplar her zaman olduğu gibi “Evet/Hayır” yönünde olacaktır.

Ancak ortada öyle gerçekler var ki, yaptıkları açıklamaları gerçeği yansıtsa ne olur, yansıtmasa ne olur dedirtecek cinsten. Ülke ekonomisini yöneten kadro olarak, bakanından bürokratına kadar sepete eklenen kalemlerle ve hesaplama formülleri üzerinde ne kadar oynarsanız oynayın, çözüm üretemezsiniz. Sadece gerçeklerin üzerini örterek pembe tablolar ve pembe sözlerle toplumu bir süreliğine daha oyalar, sonrası ise ekonomik çöküş olur.

Faiz ve Borca Dayalı Sistem: Çöküşün Temeli

Mevcut ekonomimizde uygulanmaya devam eden, faize ve borca dayalı para sistemini tamamen kaldırıp, yerine faize dayalı olmayan yeni para-kredi sistemleri geliştirip, taban ekonomisi ile birlikte yürürlüğe sokacak yeni ekonomi modeli geliştiremezseniz, dolar 5 TL de olur, 7 TL de olur, hatta 8 TL bile olabilir. Şimdi “iyi de senin yıl sonu dolar tahminin nedir?” diye soracaksınız haklı olarak.

Türkiye aleyhine işlemesi muhtemel çok ani bir finansal kriz olmazsa, Merkez Bankası’nın veri girişi sınırlama müdahalesiyle açıkladığı yıl sonu dolar tahmini olan 4,83 TL’nin üzerine, Haziran ve Temmuz ayları arasındaki “müdahalesiz” 35 kuruşluk artışı da “en az bu kadar artmış olabilir” diyerek eklersek, sonuç asgari 5,18 TL civarında olabilir. Bu, Merkez Bankası’nın manipülatif çabalarına rağmen, gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkacağının bir göstergesidir.

Küresel Finans Elitleri ve Milli Ekonomi İhtiyacı

Dolara pansuman bile denilemeyecek şeylerle müdahale edilemez. Küresel finans elitlerine meyletmek yerine, kendi ekonomik modelimizi geliştirmek zorundayız. Aksi takdirde, milletimiz 5 sente muhtaç bırakılır. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, ancak kendi özgün ve faizsiz ekonomi modelini inşa etmesiyle mümkündür. Mevcut sistem, ülkeyi borç sarmalına sürüklemekte ve dışa bağımlılığı artırmaktadır. Bu durum, milli güvenliğimiz açısından da ciddi tehditler oluşturmaktadır. Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık da tam anlamıyla sağlanamaz. Bu nedenle, ekonomi yönetiminin, gerçekleri çarpıtmaktan vazgeçip, cesur ve radikal adımlar atması gerekmektedir.

Türkiye’nin Geleceği ve Ekonomik Bağımsızlık

Türkiye’nin ekonomik geleceği, mevcut borç ve faiz odaklı sistemden kurtulmasına bağlıdır. Bu, sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda milli bir duruş meselesidir. Kendi kaynaklarımızı, kendi insan gücümüzü ve kendi özgün fikirlerimizi kullanarak, dışa bağımlılıktan kurtulmuş, güçlü ve adil bir ekonomik yapı inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde, Merkez Bankası’nın dijital müdahaleleri gibi geçici çözümlerle oyalanmaya devam edersek, Türkiye’nin ekonomik çöküşü kaçınılmaz olacaktır. Bu durum, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin de kaderini etkileyecektir. Bu nedenle, gerçekleri görmekten ve doğru adımları atmaktan kaçınmamalıyız.

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir