Gazze’nin Gölgesinde Kirli Oyunlar: İnsanlık Nereye Koşuyor?
Ortadoğu’nun kanayan yarası Gazze, bir kez daha insanlık dramının sahnesi olurken, bu trajediden nemalanmaya çalışanların kirli oyunları da gün yüzüne çıkıyor. Los Angeles’tan yükselen bir ses, Mısırlı komedyen Bassem Youssef’in Piers Morgan’ın programındaki sözleri, bu çarpık düzeni gözler önüne serdi: “Bu insanlar Filistinli. Mısır, Ürdün neden onları alsın? Batı neden İsraillileri almıyor?” Bu soru, Filistin meselesinin sadece bir toprak anlaşmazlığı olmadığını, aynı zamanda küresel bir vicdan sınavı olduğunu haykırıyor.
Filistin Endüstrisi: Felaketten Rant Devşirenler
Filistin’deki felaket ortamı, bazıları için “endüstri” haline gelmiş durumda. Bu “Filistin endüstrisi”nden rant devşirme peşinde koşanlar, sahtecilik ve manipülasyonla dolu bir propaganda ağı örüyor. Kaskını ve kurşun geçirmez yeleğini kameralar önünde öfkeyle çıkaran gazetecinin şovu, Türkiye’den bir kadın gazetecinin meslektaşları normal yayın yaparken kendini yerlere atmasıyla kıyaslanabilir. Bu tür gösteriler, acıların üzerine inşa edilen bir şöhret ve çıkar arayışının ürünüdür.
Fosfor Bombası Mizanseni ve Çocuk Bedenlerinin Teşhiri
Likud yanlılarının Gazze’deki katliamından rant devşirmeye odaklanmış bir medyacı hesabın fosfor bombası mizanseni, bu sahteciliğin komik ama bir o kadar da trajik bir örneği. Uzak mesafede bile deriyi ve iç organları yakan bir bombadan ağzını eliyle kapatarak korunmaya çalışmak, cehaletin ve manipülasyonun geldiği noktayı gösteriyor. Daha da hastalıklı olanı ise, parçalanmış çocuk bedenlerinin kameralara teşhir edilmesi. Bir babanın ilk aklına gelen şey bu olabilir mi? Çocuk bedenlerini toplayıp ortasına kürsü kurarak basın toplantısı yapmak, insani ve İslami değerlerle bağdaşmayan pornografik bir propaganda yöntemidir.
Yapay Zeka ve Sahtecilik: Altı Parmaklı Çocuk
Sosyal medyada viral olan “Filistin’in yanında olanlar el kaldırsın” kampanyasının görseli, bu sahteciliğin bir başka boyutunu ortaya koydu. Görseldeki çocuğun altı parmağı olması, fotoğrafın yapay zeka ürünü olduğunu gösteriyor. Neden sahteciliğe ihtiyaç duyuluyor? Çünkü gerçekler, manipülatörlerin işine gelmiyor. Bu durum, Filistin meselesinin ne kadar kirli bir propaganda savaşının parçası haline geldiğini gözler önüne seriyor.
İslam Ahlakı ve Zamane Müslümanlığı
Peygamberimiz, savaşta çocuklara, kadınlara, elinde silah olmayanlara dokunmama talimatı vermişti. İslam ahlak dinidir; yaptığını muhatabının ameliyle meşrulaştıramazsın. Ancak günümüz “zamane Müslümanlığı”, ahlaktan firar etmiş durumda. Hamas’ın annelerini katledip rehin aldığı 4 yaşındaki Abigail Edan’ın durumu, bu ahlaki çöküşün acı bir örneği. Muhammed’in (s) İslam’ı, onların karanlık türedi inancından münezzehtir.
Rehineler ve Propaganda: Utanç Verici Yalanlar
Hamas’ın çocuk, kadın, yaşlı demeden yaka paça götürdüğü İsraillileri “misafir ettiği” propagandası rezilce. Rehine alırkenki vahşi muamele ortadayken bir anda hidayete mi erdiler? Korkuttukları insanlardan bir tanesi el salladı diye anlattıkları yalan öyküden utanmaları lazım. Hamas ve İsrail arasındaki “esir takası” da pek öyle değil. Hamas’a iade edilenlerin hepsi Hamaslı ve bıçaklı, silahlı saldırı nedeniyle tutuklanmışken, İsrail’e iade edilenlerin neredeyse tamamı Netanyahu muhalifi ve hiçbir saldırıyla ilişkileri yok.
Kassamcılar: Gerilla Değil, Yağmacı
Yüz göz kapalı, gizemli, artistik görüntülerle kendilerine sol özentili gerilla, Che simgeleri icat etmeye çalışan muhafazakarlar komik duruma düşüyor. Kassamcılar, çoluk çocuk kolay hedefleri, savunmasız insanları öldüren, akaryakıt istasyonunda gofret, gazlı içecek çalan basit yağmacılardır. Hamas’ın 7 Ekim saldırısına ilişkin gayri insani görüntüler gelmeye başlayınca, Yeni Şafak gibi yayın organları cin fikirle çözüm üretmeye çalıştı. Ancak görüntülerdeki kişilerin donanım, silah, grup hareketi gibi halleri, bireysel değil örgütlü davrandıklarını kanıtlıyor.
Dincilikle Mücadele: İmkansız Bir Görev mi?
İslamcılıktaki kıdemi kırk küsur yıla baliğ bir muhalif olarak Kenan Çamurcu’nun yarım asırlık tecrübesinin neticesi şu: Sosyo-kültürel koşul itibarıyla, haddini aşan laiklikle felsefi ve siyasi mücadele için hep alan vardır ve kolaydır. Fakat haddini aşan dincilikle mücadele neredeyse imkansızdır. Ebu Süfyan’ın reisliğinde Mekkeli muhafazakarlar kendilerini İbrahim’in takipçisi hak dinde, onları müşriklikle suçlayan Muhammed’i (s) ise sapkın asi görüyorlardı. Bugünkü Müslümanlığa bakınca o günden farklı ne var? Bu durum, insanlığın vicdanını sorgulayan bir çağrı niteliğinde.
KENAN ÇAMURCU

