Kenevir, Türkiye’nin Çıkış Yoludur

Yeşil Hazine Kapıda Bürokrasi Engelinde Patlıyor

Türkiye ekonomik darboğazdan çıkış ararken kenevir mucizesi bir kurtuluş reçetesi olarak masaya sürülüyor. Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilan edilen seferberlik ve Kendir Enstitüsü’nün beş yıllık takibi bu stratejik bitkinin potansiyelini kanıtlıyor. Ancak pandemi bahanesiyle yavaşlatılan ekim süreçleri bu yükselen trendin boynunu bükerek geleceğimizi yine belirsizliğe mahkum ediyor.

Kaplumbağa Hızıyla İlerleyen Felçli Yasal Süreçler

Meclis çatısı altında günlerce tartışılan ve oy birliğiyle geçen kenevir yasası bürokrasinin dehlizlerinde kayboluyor. Dr. Erdem Ulaş’ın haklı isyanıyla “kaplumbağa hızıyla” ilerleyen bu süreç yatırımcının iştahını kaçırıp umutları tüketiyor. TMO kontrolündeki tıbbi kenevir üretimi ve Ar-Ge çalışmaları hala somut bir çıktı üretmekten çok uzak görünüyor.

Sözleşmeli ekim modeli ve yasal düzenlemeler Resmi Gazete’de yayımlansa da uygulama aşamasında tam bir kaos hakimdir. CBD maddesinin serbest kalması için beklenen süreler Türkiye’nin küresel rekabette geri düşmesine neden oluyor. Yasaların ceberut ruhundan kurtulması yetmiyor; bu yasaların işlevsel bir manivela haline gelmesi için cesur adımlar gerekiyor.

Tmo Kıskacında Tıbbi Üretim Ve Denetim Çıkmazı

Yeni yasal çerçeveye göre ilaç etken maddesi üretimi tamamen Toprak Mahsulleri Ofisi’nin katı denetimine bırakıldı. Lif, tohum ve sap üretimi Tarım Bakanlığı iznine tabi tutulurken esrar elde edilmesini engelleyecek tedbirler sıkılaştırıldı. Bu aşırı güvenlikçi yaklaşım üretimi teşvik etmek yerine çiftçiyi ve sanayiciyi daha yolun başında korkutuyor.

Tarımsal planlama adı altında getirilen ceza koşulları üreticiyi sözleşme kıskacına alarak hareket alanını tamamen kısıtlıyor. Mücbir sebepler haricinde vazgeçenlere kesilecek cezalar zaten zor durumda olan tarım sektörüne yeni bir darbedir. Devletin denetim mekanizması üretimi desteklemekten ziyade cezalandırma odaklı çalıştığı sürece kenevirden mucize beklemek sadece hayalperestliktir.

Orman Suçları Ve Madencilik Faaliyetlerinde Çifte Standart

Yeni düzenlemelerle devlet ormanlarına atık dökmek ağır suç sayılırken madencilik faaliyetlerine verilen izinler büyük bir çelişki yaratıyor. Bakanlık onayıyla ormanlarda bina ve tesis kurulabilmesi doğayı koruma iddiasıyla taban tabana zıt bir tablo çiziyor. Orman Genel Müdürlüğü’nün damgalama yetkisi ise bürokratik kontrolün ne kadar derinleştiğini açıkça gösteriyor.

Doğal hayatı koruma maskesi altında getirilen bu kurallar kenevir ekim alanlarının genişlemesi önünde gizli bir engeldir. Maden şirketlerine açılan kapılar yerli üreticiye ve kenevir tarlalarına neden kapalı tutuluyor sorusu akılları kurcalıyor. Çevreyi korumakla görevli kurumların maden lobilerine boyun eğmesi milli güvenlik ve ekolojik denge açısından büyük riskler barındırıyor.

Yüz Milyar Dolarlık Hayal Mi Yoksa Gerçek Mi

Dr. Erdem Ulaş’ın 2030 vizyonuna göre kenevir ekonomisi Türkiye için tam 100 milyar dolarlık bir pazar demektir. Cumhuriyetin 100. yılında yasallaşan bu bitki tıbbi alanda çağ açacak bir potansiyele sahip olsa da engeller bitmiyor. Büyük yatırımların önündeki bürokratik barikatlar yıkılmadığı sürece bu rakamlar sadece kitaplarda birer anı olarak kalacaktır.

Kenevir gerçekten bir çıkış yolu mu yoksa yine birilerinin cebini dolduracağı yeni bir rant kapısı mı? Gelecek vizyonu diye sunulan projelerin sahada karşılık bulmaması halkın devlete olan güvenini her geçen gün sarsıyor. Eğer bu potansiyel hayata geçirilmezse Türkiye küresel kenevir pazarında sadece bir figüran olarak kalmaya mahkumdur.

Milli Güvenlik Hattında Kenevir Ve Stratejik Tercihler

Kenevir sadece bir tarım ürünü değil aynı zamanda Türkiye’nin milli güvenlik ve ekonomik bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır. Dışa bağımlılığı azaltacak ilaç etken maddelerinin yerli üretimi stratejik bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor. Ancak bu yolda atılan her adımın engellenmesi akıllara karanlık operasyonel planların varlığına dair şüpheler düşürüyor.

Neden hala tam kapasite üretime geçilmiyor ve neden yerli yatırımcı sürekli bir onay mekanizmasıyla oyalanıyor? Bu soruların cevabı verilmediği sürece kenevir seferberliği sadece bir halkla ilişkiler çalışması olarak tarihe geçecektir. Türkiye kendi öz kaynaklarını kullanmak yerine ithal çözümlere mahkum edilirse bu coğrafyada ayakta kalması imkansız hale gelecektir.

DR. ERDEM ULAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir