Majestelerinin Sadık Piyonlarının “Devletçilik” Parodisi
Ortadoğu’nun tozlu sahnelerinde yüzyıllardır sergilenen “ihanet operetleri”, bugünlerde modern ambalajlarla yeniden vizyona girmiş durumda. Serüvenine İngiliz petrol kuyularında “gece bekçiliği” yaparak başlayan işbirlikçi seçkin kadro, efendilerinin ıslığıyla kendi vatanına namlu doğrultmayı “ulusal kahramanlık” sanacak kadar tuhaf anlayışına sahip.
Acaba sahte aktörler, tarihin tozlu raflarında sadece birer “kullan-at” piyonu olduklarını idrak ettiklerinde, oyunun son perdesi çoktan kapanmış mı olacak?
Lozan’ın o soğuk gerçekliği, 22 aylık hayali krallıkları sadece 72 saatte tarihin çöp sepetine gönderirken, jeopolitikten nasibini almamış zihinler hala aynı nakaratı mırıldanıyor. Başkalarının gölgesinde “devletçilik” oynamanın bedelinin, o gölge çekildiğinde güneşin altında kavrulmak olduğunu anlamamak için gerçekten özel çaba sarf etmek gerekiyor. Emperyalizmin sadık köleliğinden “özgürlük” devşirmeye çalışanların trajikomik hikayesi, coğrafyamızda bayatlamıştır.
Küresel Efendilerin Elinde Birer Stratejik Aparat
1920’de İngiliz uçaklarının altında dağılanların, bugün Sovyet bakiyesi hayallerle veya İsrail himayesiyle vatanlarına kafa tutması, stratejik dehadan ziyade klinik vaka olarak incelenmelidir. Nüfusun azınlık olduğu coğrafyada çoğunluğa meydan okumak, matematik bilmemek değilse bile, efendisine aşırı güvenden kaynaklanan akıl tutulmasıdır. Her sıkıştıklarında İran’ın kapısını aşındırmaları ise, yapıların ne kadar “yerli ve milli” (!) olduğunun en büyük kanıtıdır.
Kendilerini dev aynasında gören “stratejik derinlik” yoksunu aparatlar, küresel güçlerin elinde sadece kirli peçete hükmündedir. Efendileri bölgeden çekilip onları kaderlerine terk ettiğinde yaşanan meşhur hüsranları, omurgasız duruşun coğrafyamızdaki değişmez kaderidir. Bölgesel dengeleri bozmak için kullanılan basit aparatların, hiçbir hükmü yoktur.
İhanetin Anatomisi: Tehcirden Sığınmacı Kamplarına
Saddam döneminde “özerklik” masallarıyla yola çıkanlar, ihanet damarlarına zerk edilince durmayı beceremediler. İran-Irak Savaşı’nda ekmeğini yedikleri devlete sırt çevirip karşı saflara geçmek gibi “üstün” stratejik hata, onları Halepçe’nin o karanlık trajedisine bizzat kendi elleriyle itmiştir. Kendi hırslarının kurbanı olanların, can havliyle yine “düşman” belledikleri Türkiye’nin şefkatli sınırlarına sığınması ise tarihin en ağır ironisidir.
Dün kurşun sıktıkları sınırlarda hayat bulanların, bugün o sınırları haritalardan silmeye yeltenmesi, sadece nankörlükle değil, ancak akıl tutulmasıyla açıklanabilir. İhanetin yüzsüzce, ve fütursuzca sergilendiği başka coğrafya herhalde yoktur. Peki, kanlı senaryoda figüranlık koltuğuna oturmak, size o çok arzuladığınız “hayali haritalardan” başka ne kazandırdı?
Emperyalizmin İleri Karakolunda “Haritacılık” Oynamak
ABD işgaliyle bölgeye yama gibi dikilen federal yapılar, devletten ziyade emperyalizmin lojistik üssü işlevini görmektedir. Son 20 yıldır Türkiye’den toprak talep etme cüreti göstermek, siyasi vizyon değil, ancak Batılı efendilerin kulağa fısıldadığı tehlikeli ninnidir. Batı’nın o meşhur vaatleri, kadim Türk devlet aklının (siyasi iktidar değil) sarsılmaz duvarına çarptığında, geriye sadece hayal kırıklığı ve toz bulutu kalacaktır.
Bölgede harita çizmeye kalkanlar, o haritaların sadece birer kağıt parçasından ibaret olduğunu acı yoldan yeiden öğreneceklerdir. Küresel hesaplar değiştiğinde, masadaki ilk feda edilecek olanlar yine o sadık piyonlar olacaktır. Tarih, başkalarının ajandasıyla kahramanlık taslayanların hazin ve ibretlik sonlarıyla doludur.
Türk Devlet Aklı ve Piyonların Hazin Sonu
Gerçekler, Washington veya Tel Aviv’in koridorlarında değil, toprakların kadim hafızasında yazılıdır. İsrail’in sinsi planları ve ABD’nin bölgeye boca ettiği silahlar, Kadim Türk Devlet aklını (siyasi iktidar değil) ve iradesini coğrafyada aşmaya yetmez. Binlerce yıllık birikimin ve sarsılmaz milli güvenlik doktrininin eseridir. Diplomasi masasında nezaketini korur ama sahada istediğini er ya da geç, sökerek alır.
Güney sınırlarımızda kurulmaya çalışılan o yapay “terör koridoru” hayalleri, sert güçle yüzleştiğinde tuzla buz olmaya mahkumdur. Türk devlet aklı ihaneti asla unutmaz; ancak samimi dönüşe kapısını tamamen kapatmaz. Büyük satranç tahtasında piyonların hükmü, şah mat denilene kadardır ve o sesi çıkaracak olan tek iradedir.
Son Karar: Onurlu Ortaklık mı, Yoksa Tarihin Çöplüğü mü?
Ayrılıkçı gruplara biçilen o kirli rollerin artık sonuna gelindi. saatten sonra ya başkalarının aparatı olmaktan vazgeçip yeniden uzattığımız o güçlü eli tutacaklar ya da tarihin “kullanışlı aptallar” kategorisinde yerlerini alacaklardır. Dış güçlerin onları çoktan gözden çıkardığı gerçeği, artık saklanamayacak kadar aşikardır. Onurlu yaşamı seçmek varken, neden emperyalizmin çöplüğünde birer atık olmayı tercih ediyorlar?
Topraklarımızın parçası olduğunu hatırlayanlar için hala çıkış kapısı mevcuttur. Aksi takdirde, ihanetin bedeli coğrafyada her zaman en ağır şekilde ödenmiştir ve ödenecektir. Karar anı gelmiştir; ya kadim coğrafyada kardeşçe geleceğe imza atacaklar ya da tarihin tozlu sayfalarında birer “ihanet vesikası” olarak kaybolup gidecekler. Seçim onların, ama sonuç bizimdir.
YORUMCALAR

